Lise kaydını bitirdikten sonra binadan çıkıp bahçede sıralanmış aktivite kulüplerine göz atmaya başladı. Belki kendi yeteneklerine göre bir tane bulabilirse derslerin sıkıcılığından onu kurtarabilecek bir kahramana sahip olabilirdi. Küçüklüğünden beri yüzen ve futbol oynayan ufaklığın en büyük hayali lisanslı bir futbolcu olup Avrupa’da büyük takımlarda top koşturmaktı. Ne yazık ki henüz ortaokuldayken, babasını, kanser denen hastalık çalıp Aiden’ın hayallerini de babasıyla beraber götürmüştü.
Annesiyle
bir başına kalan ve evin sorumluluğunu üstlenmek zorunda olan Aiden hemen çalışma
hayatına da atılmıştı. Her öğleden sonra okul çıkışı bir kafede garsonluk
yapıyor, akşam geç saatlerde eve dönüp gece yarısına kadar da ödevleriyle
ilgileniyordu. Süpürüp halının altına attığı hayalleri bir yana artık tek
dileği annesine daha iyi bir hayat verebilmekti. Nitekim annesi de onu yarı
yolda bırakmış, eşinin ölümünün üzerinden bir sene bile geçmeden evlenip oğlunu
terk etmişti.
Henüz
ergenlik döneminde tam da her şeyin ruhsal ve fiziksel olarak değiştiği bu
zamanda üst üste acılar yaşamak ve lanet olası ülke yasalarının gereğince
yetiştirme yurduna verilmek iyiden iyiye Aiden’ı yaralamıştı. Annesi tarafından
bile terk edilen bu çocuk artık kime güvenebilirdi.
Futbol
kulübü açılmamış mıydı? Hayal kırıklığını belli etmek istercesine boynunu büküp
ofladı. Masalara bakınmaya devam ediyordu. Yüzme Kulübü! Hemen masaya yaklaşıp
ismini yazdırdı, sınıfını söyledi ve basit üyelik kartını cebine atıp, oradan ayrıldı.
Yurda dönmeden önce Mimi ile birlikte ayakkabı almaya gideceklerdi. Aylardır
kafeden kazandıklarını almak istediği o spor ayakkabı için biriktiriyordu.
“Nerede
kaldı bu fasulye sırığı?” söylene söylene ara sıra da okul kapısını kontrol
ederek kendi etrafında daire çiziyordu.
“Aiden!”
Mimi uzaklardan nefes nefese seslendi. Aiden sesin geldiği yöne döndüğünde
Mimi’nin kendisine doğru koştuğunu gördü.
“Dostum
neredeydin, bir kayıt bu kadar uzun süremez.”
“Üzgünüm
biraz fazla oyalandım sanırım, okulun içini geziyordum.” Eliyle saçlarını
karıştırdı utanır gibi.
“Ayakkabı
almaya gideceğiz değil mi, Mimi?”
“Elbette
dostum. Haydi gidelim.” Kolunu Aiden’ın omzuna attı, beraber yürümeye
başladılar.
“Bu arada
yüzme kulübüne kayıt yaptırdım.”
“Bu şimdi
mi söylenir abicim, ben de yaptırırdım.”
“E
ortalarda yoktun ki be adam.”
“Tabi, sen
de haklısın. Ben de okul açılınca katılırım.”
Çarşıya
inince direk hayallerinin ayakkabısının durduğu spor mağazasına yol aldılar.
Mağazanın önne gelince heyecandan ne yapacağını bilemeyen Aiden bir süre
vitrinin önünde durup mankenin ayaklarında duran ayakkabıya baktı. Arkadaşının
tek başına bu işi başaramayacağını düşünen Mimi, kolundan tutup Aiden’ı
mağazadan içeri soktu ve onun adına ayakkabının numarasını söyleyip denemek
istediklerini belirtti. Aiden’ın aptal arasında olup bitmişti her şey,
çalışanlardan biri önlerinde kutuya duruyordu.
“Aiden,
hadi dene şunu da alıp gidelim.”
“Ha! Ne?
Tamam… Tamam…” kapağı açılmış kutunun içinden ayakkabılardan birini aldı,
deneme taburesine oturdu, kenarları açılmış ayakkabısını çıkarıp elindeki yeni
bebeği ayağına geçirdi. Sonra diğerini alıp aynı işlemi tekrarladı. İki
ayakkabıyı da giyince ayağa kalkıp olduğu yerde birkaç kez zıpladı.
Gözlerindeki mutluluk pırıltıları görülmeye değerdi. Mimi, arkadaşının çocuk
sevincine ortak oldu, beraber gülüştüler. Aiden, babası öldüğünden beri ilk
defa yeni bir şeye sahip oluyordu. Senelerce aynı kıyafetleri ve yurda yapılan
bağışlardan payına düşen bir iki parça giyecekle idare etmişti. Mimi’nin de
durumu pek farklı sayılmazdı; yine de o çalıştığı yerde arkadaşından daha çok
kazandığı için, yeni bir kıyafet ya da ayakkabı almak daha kolaydı. Tüm
bunların yanında, Mimi daha çok kitaba yatırırdı servetini.
Aiden, yeni
ayakkabılarını ayağından çıkarmadan kasaya yöneldi, cebindeki buruşuk paraları
çıkarıp kasa görevlisine uzattı. Adam gülümseyerek paraları aldı ve saymaya
başladı. Ödemenin tamam olduğu onayını alan ikili mağazadan çıktılar. Aiden
elinde sallayarak taşıdığı eskilerini caddede ilk gördüğü çöp kovasına attı.
Yeni ayakkabılar onun için yeni bir hayat demekti, lise kaydından sonra
değişimin bir diğer adımıydı.
Akşam yurt
odasındaki arkadaşlarına havasını attıktan sonra ayakkabılarını çıkarıp
kutusuna koydu ve dolabına kaldırıp kilitledi. Üst katında çoktan Mimi’nin
uykuya daldığı ranza yatağına kendini sırt üstü bırakıp hayal kurmaya başladı.
Bir süre sonra da uykuya daldı.
Sabah hava
aydınlanmadan uyanıp banyoya girmeyi planlamıştı, biraz geç uyansa kalabalık
nedeniyle banyo sırası ona gelemeyebilirdi belki de. Yaz boyunca kafede tam gün
çalışmıştı. Pazartesi okulu açılıyordu ve bu da full time garsonluğun ve daha
çok bahşişin bitmesi demekti. Okul açılınca daha az para kazanacağı için
üzülmüyordu, yeni hayatın kapıları önünde açılacaktı çünkü. Bir de şu yurttan
kurtulabilseydi; başına gelen tek güzel şey Mimi gibi bir dosta sahip olmaktı,
bunun dışındaki her şeyi silip atmak için neler vermezdi. Dolabını açıp
havlusunu aldı, en alt rafta duran yeni ayakkabı kutusuna gülümsedi, dolabını
kilitleyip odadan sessizce çıktı.
Yurtta kalan yüz civarında kimsesizin ortak olarak kullandığı, yerleri kirden koyu griye dönmüş betondan banyoya adım attı. Evinin,eski evinin banyosu da pek krallara layık değildi; ama en
azından kendine aitti. Kimse rahatsız etmezdi kendi banyosunda. Kimse onu
taciz etmezdi. Pijamalarını küçük kabine bırakıp karşılıklı iki sıra
halinde dizili paslanmış duşlardan birinin altında durdu, önce sıcak sonrada
soğuk suyu açıp kendisini yakmayacağı bir ısıya ayarladı. Hızlı hızlı duş
almaya başladı. Bir an önce temizlenip çıkmak istiyordu.
Yurtta kalan yüz civarında kimsesizin ortak olarak kullandığı, yerleri kirden koyu griye dönmüş betondan banyoya adım attı. Evinin,
“Günaydın, karamel.” Kulak çeperlerine çarpan boğuk erkek sesini sulu zeminde yankılanan çıplak adımlar takip etti, giderek kendisine yaklaşan adımlar. Suyu kapatıp döndü ve sırtını duvara yasladı.
“Bu sıralar çok meşgulsün ve benimle yeterince ilgilenmediğini düşünüyorum. Özlemedin mi beni?”
“Git
başımdan, Jerome.” İki yana sarkan ellerini yumruk yaptı. Karşısında iğrenç bir
gülümsemeyle kendisine bakan dev yaratığı alt etmesi mümkün olabilecekmiş gibi.
Aiden, yaşıtlarına göre kısa boylu, kısa bacaklı, ince yapılı bir çocuktu.
Karamel rengi ensesine düşen güzel kesimli saçları ve altın orana sahip göz,
burun, ağız hatlarıyla hemen onun böyle bir yere ait olmadığını anlayabilirdiniz.
Ağlamaklı gibi duran badem gözleri her zaman masum ve anlamlı bakardı; ta ki şu
anda karşısında dikilen dev o masumiyetini yurda geldiği ilk zamanlarda yine bu
banyoda söküp alana kadar. Zavallı Aiden defalarca buna maruz kalmış ve kimse
onu korumamıştı.
“Sen ve
ben, yine güzel bir güne başlayacağız desene.” Dedi iri çocuk bir iki adım daha
yaklaşıp.
“Defol git
buradan, pislik.” İki eliyle iri adamı itmeye başladı. Jerome bir oyun gibi
keyfini bu itişmenin tadını çıkarıyordu. Aiden onu ittikçe birer adım geri
doğru atıyor, zevkle gülümsüyordu. Ama bir şey oldu; banyonun tam ortasından
geçen su giderinin metal ızgarası yerinde değildi ve ayağı oraya girince
dengesini kaybedip sırt üstü yere doğru uçarken tutunmaya çalışınca Aiden da
onun üzerine düştü. Dev çocuk Jerome canı hiç yanmamış gibi banyonun tavanında
yankılanan kocaman bir kahkaha koyuverdi. “Demek üstte olmayı seviyorsun,
ufaklık.”
…
Aiden,
altında bileklerini sıkı sıkı kavramış adamdan ellerini kurtarıp can havliyle
Jerome’un kafasını yakaladı ve ıslak beton zemine yere vurmaya başladı, tüm
gücüyle bir kere daha, bir kere daha, altındaki dev yaratık karşı koyamaz hale
gelip kendinden geçene kadar hiç durmadan devam etti. Hala akmaya devam eden
duşun suyuyla karışan kan yeri kırmızıya boyamaya başladı.
Durumun
farkına varan Aiden, panikle ellerinin arasındaki kafayı bırakıp ayağa kalktı,
birkaç adım geri çekilip yerde baygın yatan yaratığa baktı. Ne hissedeceğini ne
yapacağını bilemiyordu, suyun altına girip birkaç saniye öylece akıp gitmesini
bekledi sonra hemen kabinden havlusunu aldı kurulandı ve getirdiği kıyafetleri
giyip banyodan çıktı. Sessizce odaya döndüğünde kimsenin hala uyanmamış
olmasına şükretti. Ağır hareketlerle dolabından yeni ayakkabılarını aldı,
havlusunu ve pijamalarını tıkıp dolabını kilitledi. Yine aynı sessizlikle odayı
terk edip yurt merdivenlerinden ikişer üçer inip kendini bahçeye attı, sakin
görünmeye çalışarak güvenlik kulübesinin önünden geçip de sokağa çıkınca
koşmaya başladı. Alabildiğine koşuyordu...
Normal
şartlarda yürüyerek yirmi dakikada ulaştığı kafeye gitmesi en fazla on
dakikasını aldı. Personel kapısından içeri girip arka tarafta hemen iş
üniformalarını giyip ön tarafa geçti. Kahve makinelerini hazırladı, mesai
arkadaşıyla birlikte az önce fırından gelen kekleri ve pastaları vitrine
yerleştirdiler. Sabahın ilk müşterileri teker teker gelmeye başlamışlardı. Çoğu
kahvesini alıp hemen çıkıyordu, “işe gitmeden uyku açma seansı” derdi kafenin
patronu buna.
Bütün gün
Aiden kimseyle konuşmadı, hatta konuşmamak için bulaşıkçı olmayı bile kabul
etmişti. Jerome’a bir şey olmuş mudur, düşüncesi içini kemirirken birileriyle
sağlıklı iletişim kurması ne kadar mümkün olabilirdi. Cep telefonu olsaydı
hemen Mimi’yi arar ağzından laf almasına gerek kalmadan Mimi ona her haberi
dökülürdü; şimdi akşama kadar bu tedirginlikle yaşamak zorundaydı. İçindeki bir
ses ona; “keşke ölse, bana yaptıklarından sonra sonuna kadar hak etti bunu.”
Bir diğeri ise korkuyla bir köşeye büzüşmüş; “Ya öldüyse beni hapse mi atarlar,
katil mi oldum ben?” diye ağlıyordu.
Akşam iş
çıkışı ayakları geri gide gide yurda dönmek zorunda kaldı, zaten nereye
gidebilirdi ki hiçkimsesi olmayan bir çocuk. Güvenlikten geçip de bahçeye adım
attığında iki tane polis arabası görünce yurdun bekçisine koşup, hiçbir şeyden
haberi yok gibi neler olduğunu sordu. Bekçinin anlattığına göre polisler tek
tek olayla ilgili sorgulama yapıyorlardı, Jerome ölmüştü. Aiden, bekçinin
yanından ayrılıp kafası önde hızla yurdun merdivenlerin çıkıp 5 arkadaşıyla
paylaştığı odaya girdi. Yyurt odasının kapısını arkasından kapatmasıyla kapının
yeniden açılması bir olmuştu, bir polis memuru kapıda dikiliyordu. “Genç, sen
benimle geliyorsun.” Aiden’ın tüm gücü bir anda vücudundan çekilip gitti, o bir
katildi ve polis onu kodese tıkmak için buradaydı, titremeye başladı, sonra da
ağlamaya.
“Hey, neden
ağlıyorsun, sana zarar vermeyeceğiz. Ölen çocuk yakın arkadaşın mıydı?”
NE? Yakın arkadaş
mı, o tecavüzcü sapık ve ben mi? Karşısındaki polise kızıyordu; ama polis
nereden bilebilirdi ki bunu? Gözyaşlarını silip odasının kapısında onu bekleyen
polise yaklaştı ve beraber müdürün odasına yürüdüler. Memur Aiden’ı içeri itip
kendisinden üst rütbede olduğu belli olan adama işaret etti. Kıdemli polis
Aiden’a karşısındaki sandalyeyi gösterip oturmasını bekledi.
“Nereden
geliyorsun?” elindeki listeye yukarıdan aşağı bir göz gezdirdi, ismini arıyordu
ve kalemiyle hafifçe kağıda dokunup kafasını kaldırdı “Aiden.”
“İşten.”
Nedense bir anda içine bi rahatlık çöktü, titremesi durmuştu, avuç içleri
terlemiyor yüzü kızarmıyordu. Kenarına oturduğu sandalyeye iyice yerleşip
arkaya yaslandı.
“Nerede
çalışıyorsun?” polis kısık gözlerle her hareketini ağzından çıkan her şeyi
beynine kayıt etmeye hazırdı.
“Çarşı
girişinde bir kafede çalışıyorum.”
“Kaçta
gidiyorsun işe?”
Soru
üzerine bir saniye kadar duraksadı, Aiden, sabah kaçta girmişti banyoya altı da
mı?
“Sabah 6 da
çıkıyorum yurttan.”
“Kafe için
çok erken bir saat değil mi?”
“Hayır;
çünkü fırından pastalar ve simitler geliyor onları vitrine yerleştirip kahve
makinelerini ısıtmamız bir saatten fazla sürüyor.”
“Anlıyorum.
Niçin burada olduğunu biliyorsun, değil mi? Bir arkadaşınız bu sabah banyoda
ölü bulundu.”
“Evet,
bahçede polis arabalarını görünce bekçiye sordum.”
“Nasıl
öldüğünü merak etmiyor musun?”
“Soru
sormaya hakkım olduğunu bilmiyordum.”
Aiden’ın bu
çıkışından pek etkilenmişe benzemeyen polis soru sormaya devam etti. “Jerome
ile aranız nasıldı, Aiden. İyi arkadaş mıydınız? Aynı kattaymış odalarınız.”
O benim arkadaşım değil seni aptal, o aşağılık bir tecavüzcü. İçindeki ses polise haykırırken; “Hayır, arkadaşım değildi, yurtta kimse onu sevmezdi. Çünkü o sapık kendinden küçüklere cinsel tacizde bulunurdu.“ işte bu polisi etkilemişti.
“Aranızda
büyük bir sorun vardı demek.”
“Ondan uzak
duruyordum sadece, o kadar.”
“Bize
anlatmak istediğin başka bir şey var mı, Aiden?”
“Hayır.
Nasıl ölmüş?”
“Görüntüden
anlaşıldığına göre banyoda ayağı takılmış ve kafasını yere vurmuş; ya da onun
yerine biri bunu yapmış. Araştırıyoruz.” Polis Aiden’dan bir yanıt bekliyordu;
bırakın yanıtı
Aiden tek bir mimiğini bile oynatmamıştı.
Sonra sorgu yapan polis gidebileceğini söyleyince sakince kalkıp odadan çıktı. Odaya döndüğünde Mimi’yi onu beklerken buldu. Korkulu gözlerinden bir şeylerden şüphelendiği anlaşılıyordu. Aiden, daha Mimi ona soru sormadan alıp bahçeye çıkardı ve sabah olan biten her şeyi anlattı. Mimi, Aiden’ın birçok kez istismara uğradığını biliyordu, yurt müdürüne anlatmasını da istemişti; ama kimse inanmaz diye üstelememişti. Müdürün bile vukuatlarının olduğu bu yurtta işler hiç dışarıdan bakıldığı gibi yürümüyordu. İki arkadaş çaresiz odalarına döndüler ve erkenden uyudular.
Aiden tek bir mimiğini bile oynatmamıştı.
Sonra sorgu yapan polis gidebileceğini söyleyince sakince kalkıp odadan çıktı. Odaya döndüğünde Mimi’yi onu beklerken buldu. Korkulu gözlerinden bir şeylerden şüphelendiği anlaşılıyordu. Aiden, daha Mimi ona soru sormadan alıp bahçeye çıkardı ve sabah olan biten her şeyi anlattı. Mimi, Aiden’ın birçok kez istismara uğradığını biliyordu, yurt müdürüne anlatmasını da istemişti; ama kimse inanmaz diye üstelememişti. Müdürün bile vukuatlarının olduğu bu yurtta işler hiç dışarıdan bakıldığı gibi yürümüyordu. İki arkadaş çaresiz odalarına döndüler ve erkenden uyudular.
…
Pazartesi
en düzgün kıyafetlerini giyip kalplerini yerinden sökmeye yeter bir heyecanla
okulun yolunu tuttular. Ders programlarını alıp sınıflarına geçtiler. Mimi ve
Aiden farklı sınıflara düştükleri için biraz burulsalar da, ders öncesi
Mimi’nin yüzmeye kaydını yaptırması avunmalarına yardımcı olmuştu. Derslerden
sonra spor salonunda Dennis, Casey ve Matthew adındaki üç yüzme koçuyla ve
diğer arkadaşlarıyla tanıştılar. Okulun ilk günü yapılan bu minik tanışma
toplantısı bile Aiden’ın aklını başından almaya yetmişti. Suya geri döneceği
sevinci bir yana, hayatında o kara kaplı yurt hatıraları dışında yeni yeni
anılarının da olacağı umudu vardı.
“Hiç yurtta
büyümüş gibi durmuyorsun.” Dedi Casey isimli yüzme hocası. Aslında beklediği
ama bugün bir hocadan geleceğini ummadığıbu soru üzerine göz bebekleri
buğulanan Aiden kafasını önüne eğip annesine lanetler yağdırmayı cevap vermeye
yeğlemişti. Keskin bakışlı, yüzme hocası sabırla beklerken Mimi söze girip
Aiden yerine cevabı verdi.
“Aramıza
katılalı çok da uzun olmadı zaten, hocam.”
“Hmmm,
anladım.” Dedi. İki yana sarkmış ellerini beline koyup gözleriyle önünde bağdaş
kurmuş, oturan gençleri taradı. “Evet, beyler, bu sene de her seneki gibi büyük
bir turnuvaya katılacağız ve aranızdan üç şanslı…”
“Bu işte
şansa yer yok, Casey.” Diyerek sözünü kesti, az önce tanışma sonrası salondan
çıkıp müdürün odasına giden Koç Dennis, dönmüştü. Her hareketinden, mimiğinden
‘Bana bulaşma’ tehdidi akan Casey, dönüp meslektaşına gülümsedi ve konuşmasına
devam etti. “Aranızdan üç şanslı ve başarılı turnuvada üç ayrı kulvarda bizi
temsil edecek. Bu sene katılımın fazla olması bizi çok sevindirdi arkadaşlar;
ancak bugün seçmeleri gerçekleştireceğiz hızlı bir şekilde ve aranızdan
bazılarını turnuva için hazırlarken diğerlerini de gelecek dönemler için eğitiyor
olacağız. Ben, Matthew ve Dennis hepinizin farklı stillerde eğitimizi veriyor
olacağız.” Dönüp arkasında duran Matthew ve Dennis’le göz temasını kurup
onayları aldıktan sonra; “Evet, arkadaşlar şimdi seçmelere başlamadan önce size
okulumuzun gururlarını tanıştırmak istiyorum.” Yüksek sesle birilerini çağırır
gibi seslendi; “Çocuklar!”
Yerde
bağdaş kurmuş oturan tüm yüzücü adayları kapıya doğru kafalarını çevirip
merakla kendi aralarında fısıldaşırken; gelen su sesiyle yanı anda kafalarını
havuza çevirdiler. Havuzdan sırayla çıkan beş mükemmel görünümlü genç oturan
grubun karşısına geçip ayakta beklemeye başladılar.
Aiden ve
Mimi önce birbirlerine baktılar sonra da karşılarında duran yüzücü olmak için
özel tasarlanmış vücutlara sahip su gibi çocuklara.
“Turtle!
Kelebek stilde iki kez okulumuzu Kore şampiyonu yaptı. Bir kez Asya birinciliği
ve bir kez de dnya ikinciliği kazandırdı.” Diye ufak bir tanıtım yaptı Casey ve
simsiyah saçlı çocuk durduğu sıradan bir adım öne çıkıp; kafasını sağa sola
sallayıp saçındaki fazla suyu savurduktan sonra hafifçe kafasını kaldırıp yan
yan gülümseyerek yenileri selamladı. Herkesten bir uğultu yükseldi sonrada
hayran alkışları.
Aiden’ın
ağzı o kadar açılmıştı ki çenesi neredeyse zemine değecekti. Mimi’de ondan
farklı sayılmazdı. Aralarında fısıldaşmaya başladılar. “Aiden, şuna bakar
mısın, adam bir şaheser.” Arkadaşına umursamamış gibi görünmeye çalışan Aiden,
omuzlarını dikelştirdi; “Turtle çok saçma bir isim değil mi sence de.”
“Seni
salak, bu onun takma adı.” Az önce arkadaşına coolluk yapmaya çalışan Aiden’In
omuzlar düştü. Adını gerçekten de nasıl oldu da Turtle sanabilmişti ki. “Yine
de saçma.”
“Hıı…
Tabi.” Mimi önündeki manzaranın güzelliğinden kopmamak için arkadaşını
savuşturdu. Casey, diğer ismi anons etti.
“Sugar Boy,
200 metre kurbağalama stilde iki kez Kore birinciliği ve bir kez de dünya
üçüncülüğü.” İsmi anons edilen çocuk bir öncekine göre daha kısa boyluydu, bir
önceki gibi simsiyah klas kesimli üst kısımları uzun saçlarının arasından
parmakları geçti ve o saçlar arkaya doğru atıldı. Bembeyaz teni ve kızları
kıskandıracak kadar güzel bir yüze sahipti. Bir adım atıp öne çıktı ve
gülümseyerek göz kırptı. İkinci kez alkışlarla inledi salon. Aiden içlerinden
birine odaklanmıştı ve onun adı anons edilsin istiyordu.
“Aiden
birazdan kalp krizi geçirebilirim. Suni solunumu bu çocuğun yapması için
elinden geleni yap lütfen, yoksa hayata dönemeyebilirim.”
“Saçmalama
Mimi, sıradan bir çocuk işte. “ bu cevaba
gözlerini deviren Mimi duygularını kendi kendine yaşamaya karar vermiş olacak
ki arkadaşına tepki vermeye tenezzul bile etmedi.
“Cool
Daddy! Bir kez Dünya, bir kez Asya ve bir kez de Kore şampiyonluğu 400
metrede.” İnce yapılı geniş omuzlu uzun boylu çocuk bir adım öne çıktı, platin
sarısı kısa saçları minik yuvarlak bir burnu ve dolgun dudakları vardı nitekim
o dudaklarını büzüp yerde ona hayranlıkla bakan yüzlere göz gezdirmeye başladı
ve elini kaldırıp, Aiden’ın arka çaprazındaki çocuğu işaret edip öpücük attı.
Aiden hemen arkasında dönüp baktığında kocaman kulakları, tombik yanakları olan
büyük gözlü bir çocuğun yanaklarının kızarmasını izledi. Heyecanlanan çocuk
kafasını yere gömdü ve aptal aptal gülümsemeye başladı.
Yeniden
önüne dönüp karşısında ilgisizce durup salonun uzak köşesine bakan adama
kilitlendi. Bir an önce ismi okunsun istiyordu.
“Bank
Robber! Serbest stilde bir dünya, bir asya ve bir Kore şampiyonluğu.”
İçlerindeki en uzun boylu genç bir adım öne çıktı. Aiden gözlerini ondan
alamıyordu. Sarı saçlı, uzun boylu, yunan heykellerini andıran genç bir an için
Aiden ile göz göze geldi ve göz kırptı. Salon yine alkıştan yıkılıyordu. Aiden
etrafındakilerin fısıldaşmaları duyabiliyordu. “Ahh ne kadar yakışıklı”,”Bir
kez bana baksa ne istese yaparım.” Vs… Aiden sinirlenmişti. Havuzdan çıktığı
anda hayran kaldığı hatta ilk görüşte aşık olduğu adamın bu kadar ilgi
görmesinden nefret etmişti. Öyle kıskanmıştı ki az önce ona göz kırpmış olması
bile önemsizdi. Düşüncelerini Casey’nin sesi böldü.
“Frozen!
İki kez dünya ve iki Asya, üç kez Kore şampiyonluğu serbest stilde.” En
kısaları öne çıktı. Yüzünde en ufak bir mimik bile belirmedi sadece karşısına
bakıyordu. Kahverengi ıslak saçları alnını kapatmıştı ama yüzünün berraklığını
kapatamıyordu. Öylece taş gibi duran umursamaz hali Aiden’ı pek de
şaşırtmamıştı zira başarılara ve
salondaki alkışın gücüne bakılırsa içlerindeki star buydu.
“Teşekkürler
beyler şimdi kenara geçip bekleyin lütfen birazdan hem arkadaşlarınızla hem de
rakiplerinizle tanışacaksınız.” Dedi Casey. Beşli kenara geçip bankalara
yerleşti ve kendi aralarında sohbete koyuldu.
“Evet
salon, ayağa kalk!” Matthew oturanlar hızla ayağa kalkarken, elindeki listeden
isimleri check ediyordu. Tek tek isimleri okumaya başladı ve her ismini okuduğu
havuzun kenarına geçip kendini suya bırakıyor ve başa kadar yüzüp yeniden
geliyordu, bazılarıysa gelmeyi bırak gidemiyordu bile. Havuzun iki uzun
kenarında karşılıklı duran Dennis ve Casey de ellerindeki dosyalara notları
alıyorlardı. Kendisine sıranın gelmesini beklerken Aiden sık sık dönüp Bank
Robber takma adlı gence bakıyordu. Bu bakmaktan çok kendini alamamaktı aslında.
Mimi’ye gelince, o az önce havuza girip marifetlerini sergilemiş en ufak bir
yorgunluk hissi bile olmadan havuzdan çıkmış kenarda kurulanırken yanına giden
Sugar Boy takma adlı çocukla sohbet ediyordu. “Şanslı piç, yakışıklısın tabi,
çektin hemen ilgisini.” Bu Aiden’ın arkadaşını övme ve takdir etme şekliydi. J
Daha on beş
dakika önce öpücük aldığı için kızarıp bozaran ve Koç Matthew elindeki listeden
okuduğunda adının Kyuhyun olduğunu öğrendiği çocuk havuzda kelebek stilde
muhteşem bir şov sergileyip kurulananlar arasında yerini alınca Cool Daddy,
hemen yanına gidip ona sarılmıştı. Demek ki daha önceden tanışıyorlar belki de
sevgilisidir diye düşündü Aiden.
Kendisine
sıra, seçmeler başladıktan ancak bir saat sonra gelmişti. Koç Matthew’un
ağzından kendi sesini duyunca kalp atışları hızlandı. Hızlıca öne çıkıp havuzun
kenarında yerini aldı. Tam uçta, ayaklarını birleştirdi, kollarını rahatlatmak
için sallayıp derin bir nefes çekti. Sonra kenardaki platforma çıkıp pozisyonunu
aldı ve kulağına çarpan düdük sesiyle roket gibi kendini suya fırlattı.
Ya da o
öyle yaptığını sanıyordu…
P.S: Aylar önce "Free" isimli animenin yüzme ile ilgili olduğu için esinlenerek (Animenin sadece ismini biliyorum. Ne isledim ne de herhangi bir karakteri tanıyorum.) başladığım hikayemi yokluk ve imkansızlıklar sebebiyle uzun zaman yayınlayamamıştım. Şimdi ise sahalara geri dönyorum. Hikayede yine her zamanki gibi imla kontrolü yapmadım. Böyle şeyler bana göre değil canısı...
Özlemişim buraları....
P.S: Aylar önce "Free" isimli animenin yüzme ile ilgili olduğu için esinlenerek (Animenin sadece ismini biliyorum. Ne isledim ne de herhangi bir karakteri tanıyorum.) başladığım hikayemi yokluk ve imkansızlıklar sebebiyle uzun zaman yayınlayamamıştım. Şimdi ise sahalara geri dönyorum. Hikayede yine her zamanki gibi imla kontrolü yapmadım. Böyle şeyler bana göre değil canısı...
Özlemişim buraları....