Saturday, July 27, 2013

Please, Don't Leave Me....



LAY POV
              Staj programlari yuzunden her sene tatil yapmak yerine iki ayimi bunlara harcamanin icimdeki okul nefretini koruklemesine engel olamiyorum. Istedigim bolumu bile okumayi secememisken bir de bunun yuzunden her yaz anne ve babamin dunya turu keyiflerine katilamiyor olmam da cabasi. Son iki senedir, tum avrupayi gezdiler ve ben burda su lanet olasi cizimlerin arasinda burolarda kaybolup duruyorum. Mimarlik konusunda yetenegim Kris hyungun resimdeki yetenegi kadar; ama gel gor ki bunu cocugunu komsunun cocuguyla yaristiran annem bir turlu gormek istemedi.

            Suna bak yaaa, sirkette sirket olsa bari, apartmaninin katinda daire bozmasi midir nedir?

              Ucuncu sinif yaz doneminin staj programini gorecegim mimarlik sirketine girerken sikintidan patlamak uzereydim. Apartmanin giris merdivenlerini sinirimi merdivenlerdan cikarmak istercesine ayaklarimi vura vura ciktim. Binadan iceri girince asansore yoneldim  ve cagirma dusgmesine basip beklemeye basladim.
             "Ahaha...  Joong hyunga, eger cizimleri begenmezse ucak yapabilecegini soyledim."
            Yuksek sesle telefonla konusan bir tip yanimda durdu. Karsisindakine bir seyler anlatirken devamli guluyordu. Mimarlik ofisinden bir calisan olsa gerek diye dusundum.  Yine de yuksek sesle konusmasindan rahatsiz olmustum. Zaten her sey yeterinde can sikiciydi bir de bu adamin bagirarak konusmasi...
           "Once su asansoru degistirtsinler, 10 kati yarim saatte iniyor... Neyse dostum sonra konusuruz." diyip telefonu kapatti. Soju kokuyordu adam. Siritarak bana bakti.
          "Ne kadardir bekliyorsun?"
          "Bir kac dakikadir." baygin bir ifadeyle yanitladim.
          "Burada asansor beklerken yaslanabilirsin." dedi. Kendime hakim olamayarak guldum. O da soju kokulu nefesiyle bana eslik etti. Asansor gelince, once benim binmem icin elini uzatti, kucucuk asansorun en uzak noktasina gecerek, ikinci kat dugmesine bastim, o da ban arkasini donup kapilarin kapanmasini bekledi. Ikinci kata gelince inip; direk ofise daldi ve odalarin birinde kayboldu.

          Burasi o kadar da kucuk bir yer degildi ve cok sik dizayn edilmisti. Cok alakasiz biri bile buranin bir mimarlik ofisi oldugunu anlardi; ama yine de apartman dairesinden bozma oldugu gercegi ve asirlik asansoru tam bir fiyaskoydu.Kapiya en yakin kucuk bir masada, agzinda elinde tuttugu icecegin pipeti, bilgisayarinin ekranina salak salak bakan kiza yaklastim.
            "Bay Luhan ile gorusmeye geldim. Staj programi icin." pipeti agzindan cekip gozluklerinin ustunden saskin saskin bana bakip kikirdadi. Elimde olmayarak ya da olarak gozlerimi devirdim. Ayaga kalkti, sirin olmaya calisarak "Beni takip edin." dedi. Alabildigine genis calisma bolumun onumden salina salina yururken masasinda dev mac ekranlarinda cizimler yapan arkadaslarina satasmayi ihmal etmiyordu. Bir kapinin onunde durunca, kapiyi tiklatip, zarif hareketlerle kapiyi acti.
           "Staj programi icin yeni ogrenci geldi LuLu." dedi. Lulu'mu? Lulu da ne? Erkek degil miydi yeni gecici patronum. Kafami iceri uzatip baktim ve daha cok saskinlik midenden gozlerime dogru bir hucuma gecti. Iceri girip ayakta karsimda duran soju nefesli adami selamladim.
           "Merhaba, bay Lu Han, ismim Lay." diyip yarim yamalak saygiyla egildim. Adam ne kadar soju ictiyse sarhos olsa gerekti; cunku hala guluyordu.
            "Merhaba Lay, gec otur soyle. Dosyani alabilir miyim?" Masasinin yanindaki koltuga oturuken dosyayi masina uzattim. Inceledi inceledi inceledii... Iki sayfalik bir seyi incelemek niye bu kadar uzun suruyordu ki.
            "Tamam, 2 senedir zaten genelde stajyerlerin neler yaptigini az cok cozmussundur; ama biz burda stajyerlerimizden cizimler yapmalarini ve bizimle santiyelere gelmelerini oralarda da incelemeler yapip rapor tutmalarini isteriz. Anlayacagin, burada stajyer olarak degil, devamli bir calisan olarak kendini gormen gerekiyor."
          "Acikcasi buna sevinirim, efendim. Onceki 2 senemde proje cizimlerini rulo yapmak meslegim icin pek yararli islevler degildi."
          "Her is onemlidir. Asistanim olarak calisacaksin, benimle birlikte santiyeye gelip, raporlarini bana sunacaksin. Gerekirse sabahlari kahvemi sen getirecek ve yine cizimlerimi sen rulo yapacaksin." Guldu.
          "Sanirim, bunu ustalikla yapabilirim."
          "Iceri gecip arkadaslarinla tanisabilirsin. EunJi sana yardimci olur, masani da gosterecek sana. Bir arkadasimiz yillik iznini kullaniyor, onun masasi bos olsa gerek."
          "Tesekkur ederim." koltuktan kalkip yeniden selamlayarak kapidan ciktim. Kapinin disinda isminin az once EunJi oldugunu ogrendigim gozluklu kiz siritarak bana bakiyordu.
          "EunJi, ismim Lay, tanistigima memnun oldum." dedim. Yuzu kizararak gozlerini kirpistirip selamladi beni.

          Tek tek odadaki mimarlari tanistirmaya basladi. Luhan'in odasinin karsisindaki masada gozlerini yummus ekrana kilitlenmis elindeki mouse u oynatip duran garip kulakli uzun boylu cocugun yaninda durduk. EunJi ismimi ve burada ne aradigimi ifade edip cocugu bana takdim etti.
          "Park Chanyeol. 3 boyutlandirma uzmanimiz." dedi. Selamlastik, cocuk kocaman agzini acip bana sicak bir gulumseme gonderdi. O anda ona isindigimi hissettim.
          Bir diger masa da kedi suratli kizgin bakisli bir cocuk az oncekini taklit eder gidi kafasini ekranina gommustu. EunJi yine konusup beni tanitti.
          "Kim Minseok, olculendirmeleri yapiyor." dedi. Kedi suratli cocuk kafasini kaldirip bana bakti, garip gulumsemesiyle bana siritti. Evet siritti cunku o agiz sekli pek de gulumsemeye benzemiyordu.
           Ve bir diger masa.
          "Evet Lay, bu da Do Kyungsoo, yerlesim plancimiz." Daha 15 yasinda bir cocuk gibi gosteren bu adamin yerlesim plancisi olmasina kimse inanmazdi. Aklimda bu dusunceyle sirittim. o da bana gozlerini yumup gulusmeyerek karsilik verdi.

          Sonunda, 2 ay boyunca kullanacagim masama gectim, IT biriminden biri gelip bilgisayarda bir seyler yapti, adimi sordu, ismimle kullanici acti. Parmaklarinin hizini takip edemedigim icin, kafayi baska tarafa cevirip biraz once tanistigim mimarlari incelemeye basladim. Kendi aralarinda sakalasip egleniyorlardi. IT isini bitirince outlook'u acip anneme mail attim.

~Selam anne, bugun staja basladim. Sanirim burasi digerlerinden daha farkli olacak. Yine de sizinle su an Napoli'de olmayi tercih ederdim. Sizi seviyorum. Iyi tatiller.~

         Pizzayi sevmezdim; ama Napoli'de olsam mutlaka denerdim. Hep bunlar kiskancliktan iste. Mail geldi. Luhan'dan geliyordu.
~Aksam yemegine gelmek ister misin?~ Adam sabahin korunde ofisine sarhos geliyordu, aksam yemeginde daha ne kadar icerdi kimbilir. Yuzumu burusturdum.

~Size katilamam, tesekkur ederim.~ diye yanitladim.

~Israr ediyorum. Asistanimi tanimak isterim. Sonucta sana guvenmem lazim.~

 Mecburen ona katilmak zorundaydim simdi. olumlu yanitimi gonderip, Chanyeol'den uzerinde calistiklari son projenin dosyasinin hangisi oldugunu ogrendim. Ortak klasorden dosyayi bulup actim. Bu adamlar inanilmaz is cikariyorlardi. Proje bir alis veris merkezi projesiydi. asma katlardaki dukkan yerlesimleri japon gulu yapragi seklinde tasarlanmisti. Gozumde alisveris merkezinin hayat bulmus halini canlandirmaya calistim. orta kisim tamamen bos oldugu icin musterilere havadar bir alan saglardi. Japon gulu yapragi gorunumu ise, hem her katta magazalarin her alandan net gorulmesi hem de keskin hatlariyla modern bir gorunum demekti. Hayranligimi gizleyemedim. Bazi ufak tefek kodlamalar ve renkelndirmelerle ilgili kendi dusundukleri onumdeki dosyaya eklemeye basladim. Ilk sunulacak rapor icin iyi olurdu heralde.

Aksama kadar ofistekilerle baya bir sohbet etmistim, onlara da proje uzerindeki fikirlerimi iletmeyi ihmal etmedim. Onlar da begendiklerini ifade ettiler. Luhan'a sorup eklemeler yapabileceklerini soylediler. Baya baya onlarla kaynastigimi dusunuyordum.



Luhan, tum gun odasindan cikmamisti ara ara iceriden gelen kahkalarini duyabiliyordum. Cikis saatinde odasindan cikip yanima geldi.
"Lay, hadi cikalim." dedi. Bilgisayarimi kapatip hic ses etmeden masamdan kalktim ve pesine dustum.
"Iyi aksamlar, beyler." dedim. Herkes de cikmaya hazirdi zaten.
Sirketten cikip yakinda bir yerde bir restorana gittik. Yemeklerimizi Luhan secti. Pek karismak istememistim. Kurt gibi ac oldugum icin onume ne koysalar yerdim zaten.
"Ilk gun degerlendirmeni dinlemeyi isterim, Lay." dedi Luhan. Kafami kaldirip gozlerine baktim. O anda cok guzel baktigini farkettim.
"Tum gun ozellikle alisveris merkezi projesini inceledim. Kat planlari, magaa yerlesimleri hepsi cok hosuma gitti. Ama bazi yerlerde minik renk karisikliklari vardi. Chanyeol'e gosterdim, sizinle konusacagini soyledi."
"Guzel." dedi. Gelen etleri, izgaranin uzerine diziyordu bu sirada.

Bir sure islerle alakali, mimarlikla alakali sohbet ettik. Hangi unlu mimarlarin calismalarini begendigimi sordu, kendimi kaptirip hayranlikla bir kac projeyi anlattim, nedenleriyle. Neden sonra isten gucten bahsetmekten cani sikilmis olacak ki kendimle ilgili sorular sormaya basladi.
"Ailenle mi yasiyorsun?"
"Evet."
"Zor olsa gerek. Yine de cok guzel bir sey."
"Evet; ama hayatini onlarin istedigi gibi yasamak cok kotu. Su an da Avrupa seyahatindeler ve ben burda staj yapmak zorundayim."
"Mimarligi sevmiyor musun?"
"Istedigim bir meslek degildi. Ailem sirf mutlu olsun ve arkadaslarina beni gururla ovebilsinler diye mimarlik okumami istediler. Alistim artik; sanirim yetenegim de var. Ama yaz tatilimi de calisarak gecirmek hele de ogrenciyken, hic mutlu etmiyor beni."
"Yine de cok sanslisin." gozleri bulutlandi. "Ben ailemi kaybettim yirmi yil once, trafik kazasinda olduler. Simdi onlari cok ozluyorum. Hayatta olsalardi beni de mutlaka kendi istedikleri gibi yetistireceklerdi ben de isyan edecektim belki; ama yine de onlarin yanimda olduklarini bilmek iyi olurdu."
"Cok uzgunum, bilmiyordum."
"Uzulme, hayatimizi devam ettiriyoruz bir sekilde."

Aksam boyunca bes sise soju icti buna ragmen en ufak bir gucsuzluk ya da sarhosluk belirtisi yoktu; sabah gorudum devamli gulen adam da degildi. Cok icki konusunda dirayetli biri olmadigim icin ilk sisenin sonunda basim donmeye basladi. Samimi sohbetine kaptirip gitmistim kendimi. Yedinci sisesinin sonunda otudu yerde uyuyup kaldi. Ahhhh simdi ne yapacagim ki ben. Uyandirmaya calistim, durttum, omzuma vurdum, yuksek sesle konustum. Ise yaramadi. Hesabi odemek icin kasaya gittim, hesabin coktan odenedigini soylediler.

Cebimdeki para da zaten ancak yeterdi o kadar yemege ve yol param bile kalmazdi eve gidecek. Memnun bir vaziyette masaya donup zar zaro koluna girip ayaga kaldirdim. Kafasi omzuma dustu, uyumaya devam ediyordu. Sirtima alip restorandan ciktim. Yolun kenarinda benim cikmami bekliyormucasina duran taksici kosarak yanima geldi ve birlikte Luhan'i taksiye bindirdik.
"Luhan, uyan. Evinin adresini soylemen gerekiyor." Faydasi yoktu. Sabirsizlikla koltugunda bir adrs soylemem icin cirpinan taksiciye kendi ev adresimi soyledim, navigasyon cihazina bir seyler girdi ve hareket ettik.

Neyse ki annemler evde yoklar diye dusunmeden edemedim. Evin onune gelince taksicinin yardimiyla onu arabadan indirip sirtladim ve eve ciktim. Kendi odama goturup yataga yatirdim. Ayakkabilarini cikarirken belli belirsiz sesler cikardi, uykusunda konusuyor gibiydi. Ceketini cikarmak icin yanina oturdum, once bir kolunu zorlukla diger kolunu, hafifce boynunu kaldirip, sirtindan ceketi cektim.ah iste, sonunda oldu. Ceketini bilgisayar sandalyeme asmak icin kalkarken, bilegimi yakaladi. Gozleri hafif aralandi.
"Beni birakma, korkuyorum." gozlerinin yanindan birer damla yas suzuldu ve uykusuna dondu.

Kendimi cok kotu hissediyordum. Oylece yaninda yatagin kenarinda oturmus onu izlemeye basladim. Cenin pozisyonunu almis, elimi ellerinin arasinda tutarak uyuyordu. Yuzunun masumlugu gozlerimi doldurdu. Ailesini tarfik kazasinda kaybetmis bu adam, sabah ki alayci, kendinden emin patron degildi. Kucucuk bir cocuk uyuyordu. Dudagindaki iz dikkatimi cekti. Nasil olmustu ki; acaba o da mi ailesiyle birlikte arabanin icindeydi. Kazayi o da mi yasadi. Tanrim ne korkunc. Belki de bu yuzden bu kadar savunmasiz gorunuyordu gozume. Ailesi gozlerinin onunde olmustu. Gozlerimden akan yaslara mani olamadim. Kendi ailemi kaybetmek korkusu bu adama hissettigim duyguya karisip kalbimin sikismasina neden oldu.

Sabah gozlerimi actigimda yaninda yatiyordum, yuzu bana donuktu ve hala elim ellerinin arasindaydi. Yuzu hala cok masum gorunuyordu, dudaklarini de buzmustu. Ne kadar guzel bi yuzu var. Utanctan yanaklarimin kizarmasina mani olamadim. Yavasca elimi cekip yanindan kalktim. Onu uyandirmadan, dolaptan bugun icin giymeyi planladigim, kiyafetlerimi alip banyoya girdim. Dusumu alip giyindim, sessizce mutfaga gectim. Kahvalti konusunda en iyi yaptigim en becerikli oldugum seyi yapip bir kase misir gevregine sut koydum. Tek becerikli oldugum saydi aslinda. Kahvalti yapmaktan nefret ediyordum cunku. Yatagimda yatan adamin aksamki anlattiklarini dusunerek kahvaltimi yapmaya koyuldum.
"Gunaydin." dedi boguk bir ses ve irkilerek dusuncelerimden siyrildim. "Ozur dilerim korkuttum seni."
"Onemli degil, dalmisim. Gunaydin." dedim
"Seni aksam cok zor durumda birakmis olmaliyim. Gercekten cok uzgunum." dedi. Gozlerinde o utanci gorebiliyordum. Yine o cocuk canlandi gozumde, uzgun, mutsuz, ailesi olmayan cocuk. Yuzum dustu.
"Onemli degil. Gercekten uzgun olmana gerek yok." yaninda uyudugumdan haberdar miydi acaba diye dusundum ve yuzum kizardi. Hissettigim her duygunun suratimda patlamasi cok yanlis degil miydi. Insan genetigi cok garip. Kendi kendime kizip yuzumu burusturdum. Anlayamaz bir halde bana bakti.
"Guzel bir kahvalti icin bir iki gizli formulum var. Ister misin?" siritarak yuzune baktim. O da gulsun istiyordum cunku karsimda oyle durmasi kalbimi buruyordu.
"Isterim tabi ki. Sorun degilse."
"Sunu soylemeyi kesmelisin patron, hic sorun degil. Sen otur suraya simdi, hemen hazirliyorum." Dolaptan bir kase daha aldim, misir gevregini koydum, uzerine sutu de usta asci edasiyla gezdirip bir kasikla birlikte onune biraktim ve gururla kafami havaya kaldirip, siritarak yan yan suratina baktim.

O kucuk cocugun yuzu aydinlandi, gocleri yumuldu, gulumsuyordu. Bir kasik misir gevregini alip agzina atti. Bu sirada bende karsisina oturup kahvaltima devam ettim.
"Cok uzun zamandir ettigim en guzel kahvaltiydi. Tesekkur ederim." Tanrim, gozleri mi guluyordu. Yanlis gormuyordum degil mi, gozleri guluyordu. Elim istemsizce midemin sutune gitti. Kalbim midem de mi atiyordu simdi de. Yuzumun yine beni sirtimdan bicaklayarak kizarmasini ona gostermek istemiyodum, kafami onume egip kaseye kadar soktum sanirim.

 ....
Isteki ilk hafta boyunca, ofiste tam anlamiyla canima okudu. 3 gunu santiyede gecirmistik. Santiyede, diger mimarlarla ve iscilerle konusurken iki de bir topu bana atiyor, devamli olarak fikirlerimi sunmami istiyordu. Aslinda hosuma gidiyordu. Henuz iste gecen bes gunun birinde bile bir saniye sikinti yasamamistim.
Ben bu kimsesiz kucuk cocuga asik olmustum sanirim ve tum bunlar onun etkisiydi. Yanimdayken, bana bakarken, benimle konusurken, isimi sorgularken, hatta odasindan bagirip sabah kahvesini isterken bile yuzum kizariyor, pembe pembe isiklar cakiyordu etrafta. Kafama biri sopayla vurmus gibi kendimden gecip aptal aptal suratina siritiyordum.

Bugun cumaydi araya lanet olasi hafta sonu giriyordu. Onu gormeden gecirecegim iki koca gun, onlarca saat, yuzbinlerce saniye. Bu kadar umutsuz muydu durum. Kaldiramaz miydik tatili, pas gecemez miydik.
Masamda otururken her gun mutlaka maillestigim babamdan yine mail geldi.

~Evlat, bugun Barcelona'dayiz. Keske sen de burada olabilseydin, eminim hem meslegin hem de goz zevkin icin harika olurdu. Orada her seyin yolunda oldugunu umuyoruz. Annen su an yanimda ve seni cok opuyor. Kendine dikkat et evlat. Fotografta senin icin bir surpriz var.~

Sagrada Familia'nin bir de fotograf eklemisti. Gaudi ve en meshur yapisi, fotografi tam boyutta acip incelemeye koyuldum. Modern mimarinin oncusu, mukemmel tasarimi inceledim bir sure. Sonra fotografin kosesinde babamin kolunu omzuna attigi annemle gulen yuzlerine kaydi gozlerim. O kadar mutlu gorunuyorlardi ki; gozlerim doldu ve bir damla yanagimdan asagi suzuldu. Kucuk Luhan gozumun onunde canlandi; o'nunda boyle guzel anilari olmus muydu. Fotografi kapatip banyoya kosum; cunku bu lanet olasi goz yaslari durmayi reddediyorlardi. Ben de onlara daha fazla bent cekemedigim icin kendimi birakip alabildigine agladim.

Daha alti yasinda masum bir cocuk gozleri yaslarla dolu, neler oldugunu anlayamamis vaziyette kalabaligi izliyordu. Insanlar agliyor, insanlar dusunuyor. Hepsi simsiyah giyinmis. Bir oda var, bir insan giriyor, sonra o cikinca baska biri daha giriyor, onlarcaai girip cikiyorlar. Hepsinin de yuzu islak, gozlerinin cevresi kipkirmizi. Cocuga bakip daha cok aglamaya basliyorlar, onlari goren cocuk daha da cok agliyor. Sonra bir adam tutuyor elinden, onu odaya sokuyor. Kocaman iki fotograf, birinde annesinin biderinde babasinin gulumseyen yuzleri var. Ic ceke ceke nefesi kesile kesile agliyor, fotograflarin karisinda.

 Tuvalet kabininin kapisi deli gibi vuruluyordu. Kendi boguk boguk aglamamin arasinda sesini duydum.
"Lay, iyi misin? Lay?" derin bir nefes aldim, elimin disiyla gozlerimi silip kabinden ciktim. Endiseli gozlerle bana bakiyordu. Uzgun gorunuyordu. Bir sey mi olmustu niye uzgun duruyordu ki.
"Neden agliyorsun? Neyin var?"
"Hic... Ben bilmiyorum."
"Soyle bana." elini omzuma atip diger eliyle cenemi kaldirdi. Gozleri bulutlanmisti.
"Annemle babam fotograf gondermisler, onlari ozledim sanirim."
"Anliyorum." elini omzumdan cekti, yuzu daha da karanlikti simdi, daha da buguluydu gozleri.
"Sonra... Sonra sen aklima geldin. Seni gordum orada, o odada, o gun fotograflarin karisinda." Bir yumru bogazima oturdu ve gozlerimden yine yaslar caglamaya basladi. Eliyle yeniden omzumu tutup beni kendine cekti. Sarildi, simsiki sarildi. Kendime hakim olamiyordum, nasil o bu kadar gucluyken burada onun icin salya sumuk aglayan ben olabiliyordum. Ne yapmisti bu adam bana. Cok asiktim. Bir sure belki bir kac dakika daha yuzumu boynuna gomup agladim.



Sakinlestikten ve suratimi biraz toiparladiktan sonra ofise donduk. Tabi herkes saskin saskin bize bakiyordu. Sorguladilar. "Ailesini ozlemis, kucugumuz." diye alayci alayci yanitladi onlarin sorularini Luhan. beni odasina goturdu, koltuga oturttu ve karsima gecti.
"Benim icin uzulme lutfen, ben gercekten iyiyim."
"Biliyorum."
"Ve sen gercekten yalnizliktan sikilmis olmalisin. Hafta sonu benimle Mokpo'ya gelmek ister misin? Orada kucuk bir balikci kasabasi var, harika bir dogaya sahip. Guzel vakit gecirmek ve dinlenmek icin harika bir yerdir."
"Bu uygun olur mu?" delice evet demek istiyordum. Seninle nereye gidersen gelirim, her nereye istersen.
"Beni cok mutlu edeceginden emin olabilirsin."
"Peki." dedi cekingen gorunmeye calisarak. Oysa ki kalbim sevincten bir sarkinin ritimlerine eslik ediyordu.
"Aksam 8'de seni evinden alirim. Benim arabamla gidecegiz."
"Tamam."

Aksam arkadaslarimla vedalasip eve gittim, Hemen kucuk bir canta hazirlayip dus aldim ve bekleyeme basladim. Altmis dakikanin gecmesi ne kadar zaman alabilirdi ki yillar filan mi. Bir kac dakikada bir karsimdaki duvara bakip saati kontrol ediyordum. Yediyi yirmi geciyor. Harika sadece kirk dakikam kaldi. Sonra yeniden bakiyorum. Hala yediyi yirmi geciyor. Pili mi bitti bu saatin nedir. Televizyaonu actim, kapattim, evin icinde dolasip duruyordum. Cebimde telefonum titredi. Mesaj gelmisti.

~Ben asagidayim, erken geldim; eger hazir degilsen beklerim.~ hazir olmamak mi asirlardir bunu bekliyorum ben, gec bile kaldiniz beyefendi.Cantami kapip evden ciktim. Asansordan nasil indigimi hatirlamiyorum bile.

Apartmanin kapisina gelince durdum, Aceleci goruntumu biraz olsun silmeye calisip agir agir kapidan cikip, sokagin karsisina park etmis olan arabaya yuruyup Yolcu kapisini actim.
"Merhaba." dedim ve arabaya binip yayildim.
"Merhaba." dedi gulumseyerek " Emniyet kemerini bagla lutfen." sesi daha ciddi daha temkinliydi. Hemen dedigini yaptim. Bunu neden bu kadar ciddiye aldigini biliyordum. O yuzden asla ona kizamaz ya da bir sey soyleyemezdim.

Dort saatlik yol boyunca, farkli farkli konuslardan bahsedip kahkahalar atip durduk. Ara sira muzikleri degistiriyor, sarkilar hakkinda da yorumlar yapiyordum. Mokpo'da kalacagimiz kasabaya girerken disariyi izlemeye daldim. Karanlikta bile guzeldi her yer. Hayatimin en guzel yolculuguydu bu. Yanimda delice asik oldugum adam vardi. Iyi de bana karsi hicbir sey hissetmiyor muydu? Belki de hayatinda biri vardir. Bugun agladim diye beni avutmak icin yaninda getirmistir. Onun kadar cekici degildim belki; ama bence yakisikliydim. Bu yeterli degil miydi? Ben huzunlu huzunlu camdan disariyi izlerken;
"Geldik." dedi. Mutlu gorunuyordu ayni zamanda da yorgun.


LUHAN POV
Lay'in daldigini gorunce sessiz kalip yola bakmaya devam ettim. Bugun onu aglarken gormek gercekten cok acitti kalbimi. Benim icin agladigina inanamiyorum. Ona karsi hissettiklerim belki de karsiliksiz degildir. Ama simdi niye boyle dusunceli. Keske aklindan gecenleri bilebilseydim.

Arabayi kasabadaki pansiyonun onune park ettim. Hala geldigimizin farkinda degildi. Gulumseyerek; "Geldik." dedim. Birden gulumseyerek bana bakti. Yanagindaki gamzesi bile ona tum sevgimi vermem icin yeterdi. Arabadan inip arka koltukta duran cantalarimizi aldim ve hayran hayran etrafa bakarak kendi tarafindan disari cikan Lay'i izlemeye daldim.
"Burasi cok guzel." dedi gulumsemesini gozlerine kadar yaymisti.
"Gunduz daha da cok seveceksin." gel hadi dedim. Kolumu omzuna attim, ne tepki verecegini bilmiyordum. Ama cok rahat davrandi. Iceri girip pansiyonda HwangMin Abeoji'ye yaklastim. Buraya ayda 2 kez mutlaka geliyordum. HwangMin abeoji ziyaretlerimi aksattigim zamanlar ozellikle arayip beni fircalamayi hic unutmazdi.
"Abeoji, ben geldim." her zamanki gibi koltugunda televizyon acik uykuya dalip gitmisti. Sesimi duyunca korkup sicradi.
"Aigoo!!!YA! Seni kucuk sipa! Her zaman gece gelmek zorunda misin hayalet gibi!" saka yollu cikisti bana. Lay kahkahalara bogulmustu. Bu cocugun kahkahalarini duyan herkes asik olurdu eminim.
"Uzgunum abeoji; ama cuma gunleri calisiyorum. Cumartesi gelirsem de zaman kaybetmis olurum. O zaman da benimle baliga cikamazsin."
"PFFTT!!! Velet." gozu yanimda hala gulen Lay'e kaydi. Abeojinin hosuna gitmisti gulumsemesi, cin cin Lay'e bakip; "Hey! Sen neye guluyorsun oyle, pamuk sekeri."

Yanaklari gercekten de pamuk seker gibi pembe pembe oldu bir anda, gamzesi ve harika gulumsemesi hala yuzundeydi ve parildayan gozlerle HwangMin abeojiye bakiyordu. Bu adami hayatimda istiyordum. Hayatima isik saciyordu resmen.
"Ben, ozur dilerim efendim." dedi doksan derece egilip. "Ismim Lay."
"Isimleri aklimda tutamam evlat. Soylemesen de olurdu." bu sefer dayanamayi ben kahkayi bastim.
"YA! SIPA! Git ordan anahtarini al odaniza gidin. Gec oldu, sabah baliga gidicez."
"Tamam abeoji." diye sirttim. O koltuguna geri kurulurken ben de cekinerek Lay'e baktim.
"Ayni oda da kalmamizda sakinca yoktur umarim. Ayri yataklar var." dedi.
"Sorun olmaz." diye karsilik verdi, yuzu hala guluyordu. Abeojiyi sevmisti, burayi da sevmis gorunuyordu simdiden.

Odaya ciktik, Abeoji her zaman odayi tertemiz tutardi, pansiyonun en guzel odasiydi. Birbirine 90 derecelik aciyla duran iki ayri duvardaki pencerelerden biri kenardaki ormana giren patikaya, digeri de Abeojinin kucuk balikci teknesinin bagli oldugu iskeleye bakiyordu. Lay odayi incelerken ben de cantalari kenara koyup yataklardan birine kendimi attim. 4 saat boyunca durmadan araba surmek cok yorucuydu. Bir o camdan disari bakiyordu bir digerinden.

Sabah camdan giren isik gozumu delerek uyandirdi beni. Kolumun uzerinde bir agirlik vardi. Lay yanimdaydi. Kivrilmis kafasini da kolumun uzerine koymus uyuyordu. Uyandirmamaya calisarak yavasca ona dogru dondum, ona sarilma istegime karsi koyamadim. Sarildim, kipirdanip bana biraz daha yaklasti, kafasini gogsume gomdu,  "Seni seviyorum, Luhan." dedi.

Babamin omuzlarindaydim ve babam cok hizli kosuyordu. Gunesli, simsicak temmuz gununde yuzume vuran ruzgarin serinliginde ucuyordum sanki. Annemin neseli kahkahalari arkamizdan bizi takip ediyordu. Her yerde dev oyuncaklar, bizi cagiriyordu. "Baba, atli karinca." diye sakidim kus gibi. "Hay hay, kaptan." diyen babam rotasini degistirip atli karincaya dogru kosmaya basladi, kahkahalarim, annemin kahkahalari, babamin kahkahalari.

Hayatimin en mutlu gunuydu o gun ve simdi de bugun, gozlerimden akan mutluluk damlasiyla dudaklarimi saclarina gomup, Lay'in saclarini optum. Kafasini kaldirip bana bakti sonra da yatakta dizlerinin ustunde dogruldu. Agladigimi gorunce gozlerinin isigi sondu.
"Luhan?" ismimi soylerken gozlerinden yas geldi.
"Bugun hayatimin en mutlu bir baska gunu." dedim. Birer mutluluk damlasi daha suzuldu gozlerimden, gulumsedim. Yuzu yeniden aydinlandi bir anda ve bana sarildi, dudagima sicak bir opucuk kondurdu.

Ah tanrim, nasil olabilir, bu adam benimle aglayip benimle guluyordu. benim icin uzuluyordu. Ruhumun diger parcasini bulmustum sanki. Daha da siki sarildim, sonzuza dek birakmak istemiyordum bu adami.

Kahvaltida abeoji harika seyler hazirlamisti. Cabuk cabuk yedikten sonra bize verdigi tulumlari giyip pesine takildik, Iskeleye basli tekneye Lay'i bindirip, abeojinin tekneyi calistirmasini bekledim. Motorun sesini duyunca tekneyi iskeleye bagli tutan halati cikardim ve tekneye atladim. Kiyidan baya acildiktan bir sure sonra abeoji tekneyi durdurdu. Aglarin takili oldugu dubalarin birine yanasmisti.
"Hey" Ufaklik, tut bakayim sunu!" diye Lay'e seslendi. Lay sorgusuz sualsiz abeojinin tum emirlerini yerine getiriyordu. Aga asilip cekmeye basladim. Abeoji yanima gelip benimle beraber aga asildi. Bir dolu balik gelmisti aglara, sonra bir sonraki dubaya ilerledik. Lay baliklari kasalara dolduruyordu, biz de aglari cekiyorduk.

Ogleye kadar yirmi uc kasa balik cekmistik. kiyiya donunca tekneden kasalari alip, tek tek HwangMin abeojinin aracinin kasasina koyduk ve balik pazarina dogru yola koyulduk. Pazarda siki bir pazarlik sonrasi her zaman alis veris yaptigi adam baliklari sattik.

Pansiyona donunce kendimiza ayirdigimiz baliklari yemek icin sabirsizlaniyorduk.
Abeoji bahcede tastan yaptigi mangal benzeri ocaga odun getirmesi icin Lay'i arka tarafa gonderdi. "Sen de su baliklari temizle bakalim." diye de bana emir verdi. Abeoji ile Lay'in birbirleriyle sakalasmalarini izlerken baliklari hazirlayip yanlarina gittim. Her sey hazirdi artik kral sofrasini hazirlayabilirdik.

Aksam yemekten sorna abeoji ile sohbet edip onun genclik hikayelerinin icinde kendimizi bulduk. Bu adam benim sigindigim bir kale gibiydi. Hayata her zaman umutla bakmasi, yargilamamasi, verdigi nasihatlari, her seyiyle.

Gece abeoji yattiktan sonra verandadaki tahtadan yapma sedire kurulduk.
"HwangMin abeoji, harika bir insan. Onu cok seviyor olmalisin."
"Hem de cok seviyorum. Bu yuzden neredeyse her hafta buraya geliyorum. Sen sevdin mi onu."
"Senin sevdigin her seyi seviyorum." dedi.
"O zaman gamzeni de sevmelisin. Lay."
"Gamzemi seviyorum." dedi siritip kendi gamzesine dokunarak.
"Ve kendini de sevmelisin."
Durdu, saskin saskin bana bakti. Bir sey soylemedi.
"Seni seviyorum, Lay. Bana ne yaptin bilmiyorum; ama sen yanimdayken mutluyum." dedim. Bana dogru donup sedirde bagdas kurdu, direk gozlerimin icine bakiyordu. O bakislar karsisinda eriyip gidebilirdim.
"Ben de seni seviyorum, sen bunu zaten biliyorsun." dedi. ah dudaklarimdaki dudaklari. tum gucumu emip yok etmisti, beni.

Sabaha kadar hic uyumadan, konustuk, ona ailemi anlattim, kazayi, onlarla birlikte oldugumu. Ayni zamanda bunlari nasil tahmin ettigini de ogrenmistim ondan. Ruhumun bir diger parcasi.

Pazar ogleden sonra his istemeye istemeye abeojiden ayrilip Seoul'e donduk. Aksam Lay'in evinin onunde durunca, dayanamadim, "Senden su an ayrilmaya hazir degilim." dedim.
"Bu aksam benimle kal o zaman."
"Bunu gercekten istiyor musun?"
"Seni her an yanimda istiyorum, Luhan."
Arabayi parkedip eve ciktik. Ikimizde birer dus alip hemen uyuduk. Her aksam ona sarilip uyumayi istemek cok mu bencilceydi.
Sabah bana kendi kiyafetlerinden verdi.
"Gizli tarifli kahvaltindan istiyorum."
"Hahaha, tamam." Misir gevreklerimizi bitirip ayin en yogun haftasina baslamak uzere ofise  gittik.



LAY POV
Mutluluktan olebilirdim. Iyi ki bu tasj programlari var diye dua etmeye baslayacaktim nerdeyse. Is yerine gidince hemen islerimizin basina koyulduk. Asiri yogun bir donem olacakti, cunku alis veris merkezinin kaba insaati bitmis, ince islere baslanacakti. Bu yuzden devamli ekip olarak santiyede olmamiz gerekiyordu. Gerizekali muhendislerin kafalarina gore insaati goturmesi Luhan'i deli ediyordu.

Bu hafta bir de Busan'da uc gunluk toplantisi olacakti. Ondan uc gun ayri kalmak... Dusunmek bile istemiyordum.

Ertesi sabah Luhan, Busan'a gittigi icin ofiste yoktu. Bugun Kyungsoo ve Cahnyeol, santiyede olacaklardi. Minseok'la  ben de site projesine baslayacaktik. Yani Minseok baslayacak ben de ona aaldigimiz olculerin duzenlenmesinde yardim edecektim. Luhan'la sabah sadece bir kez telefonda konusmustuk. Aksama kadar da bir daha sesini duymadim.

Aksam, artik rakamlar ve olculer, bilgisayar ekrani, autocad derken, beynim eriyip gitmisti. Kendimi eve zor attim. Cok uykuya ihtiyacim vardi, telefonun sesini kisip, uyudum. Ruyamda bile cizgilerin arasinda kaybolup gitmistim.

Sabah gozumu acip telefona baktim. Herhangi bir arama ya da mesaj yoktu, Luhan'dan. Toplantilar canini sikmis olabilirdi; ama yine de keske arasaydi. Merak ettim, O'nu ben aradim, telefon onlarca kez caldi ve arama kendiliginden dustu. Tekrar aradim, yine ayni sey. Duymuyordu, bel ki de uyuyordur diye dusunup ucuncu kez aramaktan vazgectim.

Tum gun ofiste Luhan'in neden aramadigini dusunerek deliye dondum, cocuklardan biri bile onunla konusmamisti. Onlarin aklina bile gelmemis olabilirdi, o kadar yogunlardi ki. Kor olmamalarina sasirmak elde degildi. Gun boyunca bes kez  daha aradim belirli araliklarla; hala yanit vermiyordu. Basina bir sey gelmis olmasi mumkun degildi. Bu lanet olasi sacma dusunceyi hemen kafamdan uzaklastirdim. Ondan haber alamamak duduncesi yiyip buturuyordu beynimi. Sadece bir haftadan biraz fazla olmustu ve bu adam tum dunyami kapliyordu.

Aksam, somurtan bir suratla herkese "Iyi aksamlar, beyler diyip." ofisten ciktim. Binanin kapisindan cikinca durup elimi cebime atip telefonumu cikardim ve bir kez daha onu aradim. Telefon calisyordu, hala acmiyordu bu adam.
"Beni mi ariyorsunuz, bayim!" diye bagirdi bir ses yolun karisindan. Lanet olsun burdaydi, donmustu hem de bir gun once, kolarini acmis arabasinin yaninda bekliyordu. Bir anda sevincten delirdim. Merdivenleri iiser ucer atlayarak ona dogru kosmaya basladim.
"LAY DIKKAT ET!"


WRITER POV
"HAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAYYIIIIIIIIIIIIRRRRRRRRRRRRR!" yatakta birden dogruldu. Kolumdaki serumun gerilen ignesi canimi yakiyordu; ama o hicbir sey hissetmiyor gibiydi.
"Luhan, iyi misin? Kabus goruyordun?" Chanyeol endiseyle ona bakiyordu.
"Lay nerede?"
"Baska bir odada. Seni sakinlestirmek icin musaadeye aldilar. Biraz dinlenmelisin dostum."
"Lay'i gormeliyim, o iyi mi?" Chanyeol Luhan'a cevap veremedi. Ne diyecegini bilmiyordu bile. Kafasini onune egdi. O anda Luhan, cilgina dondu, kolundaki serumu sokup yataktan kalkti.
"Hayir... Hayir... Dur, Luhan. Dinlenmelisin."
"Birak, Lay'i gormeliyim." odadan firladi.

Dogru duzgun onunu goremiyor, hastane koridoru deli gibi etrafinda donuyordu, Luhan'a her sabah ve aksam ustu sakinlestirici verip uyutmuslardu. Boyle boyle tam uc gun uyutuldu; cunku her seferinde cigliklar atarak kabuslardan uyaniyor, olayi tekrar tekrar yasiyordu.

Koridorda yurumeye devam etti. Chanyeol, hemsireye haber verdi, hemsire kosarak Luhan'a yetisip koluna yapisti.
"Lutffen gelin benimle, odanina donmeniz lazim, kolunuz kaniyor ve iyi degilsiniz."
"Lay, hangi odada?"
"Lutfen gelin benimle, odaniza donelim."
"SANA LAY NEREDE DIYE SORDUM LANET OLASI. LAY NEREDE?"

Hemsireyi itip, kapilarin kenarindaki camlardan odalara bakiyordu. Bir odanin onunde birden durdu.

Icerideydi, kapi aralikti, iceri girrken kulagina sesler gelmeye basladi.
"Durumu daha da kotuye gidiyor. Ailesi perisan halde."
"Peki bunu Luhan'a nasil soyleyecegiz, gunlerdir uyutuyorlar."

Luhan kapinin onune yigildi, duyduklari ruhundaki son parcayi da alip goturuyordu. Ikinci kez hayatindaki en degerli insani kaybedecek miydi?

Babasinin kafasi ufacik cocugun minik dizlerindeydi, gozleri acik cansiz cansiz ona dikilmisti. "Baba! Babaaaaa! Babaaaa! Niye konusmuyorsun benimle? Benim yuzumden mi arabamiz bozuldu. Babaaaa!BENI BIRAKMA KORKUYORUM." etrafta kimse yoktu. Cocuk aglamaya basladi. Babasi bos bos gozlerinin icine bakiyor; ama ona cevap vermiyordu. 

"Babaaaaa!" birden gozlerini acti. Yine o lanet olasi hastane yatagindaydi. Bu kez odada kimse yoktu, serumu yine kolundan sokup cikardi. Yavasca yataktan indi, kapidan cikti. Sessizce yeniden Lay'in odasina ilerledi. O'nun odasinda da kimse yoktu. Yatagin yanindaki sandalyeye oturup, Lay'in elini ellerinin arasina aldi. Yuzu ve elleri bembeyazdi, yanaginda ve alnindaki kesiklere ragmen o kadar guzel gorunuyor ki diye dusundu, Luhan. Gozlerinden akan yaslarla yuzunu Lay'in eline gomdu.

Uc gun boyunca yanindan ayrilmadan orada oylece Lay'in eli ellerinin arasinda yatagin basinda bekledi, kimseyle konusmuyor, Lay'e devamli bir seyler anlatip agliyordu.


LUHAN POV

"Lutfen, beni birakma. Seni de kaybetmeye dayanamam, Lay." Karsimda bembeyaz teniyle melek gibi uyuyordu sanki. Yuzundekiler gecerdi ne de olsa, minik siyriklardi.
"HwangMin abeoji senin boyle uyudugunu gorse, eminim cok kizardi bu tembelligin icin. Hadi uyan."
"Yeter artik, lutfen, hafta sonu geliyor, Mokpo'ya gitmemiz gerek, abeoji cok kizicak yoksa. Uyan artik uykucu."
"Niye gozlerini acmiyorsun, niye konusmuyorsun. Babam gibi seninde mi kalbini kirdim. Ozur dilerim bir daha seni uzmeyecegim. Yeter ki konus benimle lutfen. Lay, konus benimle. Seni cok seviyorum, bana kizma lutfen."


LAY POV

Biri sarki soyluyor? Kim bu? Cok tanidik bir sesi var. Ne kadar guzel.
"Lay, yalvaririm, beni birakma." Luhan bu, agliyor. Tanrim bana ihtiyaci var, agliyor. Luhan'in bana ihtiyaci var.



WRITER  POV

Luhan hareketsiz yatan Lay;in basinda bir sarki mirildaniyordu, sarki her seferinde hickiriklariyla ve yakarisiyla kesiliyordu. Lay, hala hareketsiz yatiyordu.
"Kalk artik yalvaririm, cok yalnizim burda sensiz. Lay, beni birakma, korkuyorum." yeniden hickiriklara boguldu.

Lay, yavasca gozlerini araladi. Kafasini oynatamiyordu, uzerinden tonlarca agirlik vardi sanki. Gozleri odada Luhan'i aradi, yanindaydi. Sesini toplamak istercesine bir kac kez zorlukla yutkundu.

"Seni asla birakmam."






_____



*Muko, ozur dilerim, 50 cesit son yazip sildim, artik beynim dayanamdigi icin bu halde bitirdim. 

*Herhangi bir imla kontrolu yapilmamistir.




Saturday, July 20, 2013

Tradianen (Part-5)


"Yurt disinda calistin mi hic Chanyeol?"

"Ah, hayir. Pek iyi bir model sayilmam."

"Haftaya benim defilemde yer almalisin. Izlemeye gelecek cok fazla modaci ve ajans olacak."

"Bunu konusmam gereken insanlar var."

"Oyledir, mutlaka ki. Sonucta hepimizin bir patronu var."

Yemeklerini yerken agirlikli olarak bu konulardan bahsettiler. Baekhyun, lavaboya gitmek icin masadan kalkip, odayi inceleyerek banyoya gecti. 3 dakika sonra geri dondu. Bu sirada Chanyeol onu nasil bastan cikaracaginin planlarini coktan yapar olmustu. Masada sandalyesine gecmeden once, Baekhyun bu sefer eliyle Chanyeol'un ensesine tam da saclarinin bittigi noktaya dokundu.

Chanyeol'un tum vucudunda bir karincalanma basladi. ~Cok seksi.~ diye icinden gecirdi, sonra kaskati kesildi. Baekhyun elini cekmeden parmaklarini ayni bolgede bir gezintiye cikardi. "Sana bir sey soracagim." dedi.

Chanyeol hic tereddutsuz "Ne istersen." diye teslimiyetini iletti.

"Su an kac kisisiniz?"

"6 kisi." dedi yine tereddutsuz, Chanyeol. Baekhyun hala parmaklarini ensesinde gezdiriyordu. Yaklasik on dakika kadar Chanyeol'u sorguya cekmis, her seyi ogrenmisti. Elini ensesinden cekmeden. "Simdi tum bu konusulanlari unutmani istiyorum. Haftaya defileme geleceksin."

"Tamam." dedi Chanyeol hemen.
Baekhyun ellerini cekip Chanyeol'un karsisinda sandalyedeki yerini aldi.

"Ben artik gitmeliyim. Cok fazla isim var. Yemek icin tesekkur ederim."

Chanyeol kendine gelmeye calisir gibi gozlerini kirpistirdi. "Bu aksami benimle gecirmek istersin diye dusunmustum."

"Isterdim; ama daha sonra." deyip masadan kalkti. Chanyeol tam anlamiyla zihnini yerine getiremeden odadan cikip hizla oteli terketti. Chanyeol bir anda kendine geldi, Baekhyun'un pesinden kostu; fakat cok gecti. Coktan ortadan kaybolmustu. Havaya yumruklar savurup; "LANET OLSUN!" diye bagirdi. Otele girip Kris'i buldu.

"Ufaklik? Neyin var?"

"O av degil, Kris. Sandigimiz gibi degil, tuzaga dustuk." Panikle hizli hizli olanlari anlatti. Kris dehsete dusmustu.

"Pro bunu nasil gormez. Imkansiz."

"Acilen Tradianen'e gitmemiz gerek." Kris'in odasindan kosar adimlarla lobiye yaklastilar. Sakince lobiden gecip kapinin onune ciktilar ve jet gibi yerden yukselip Tradianen'e uctular. Kris, kapinin sifresini girip kapilarin acilmasini bekledi. Kilit sesi duyuldu, celik kapilar yana dogru kayarak duvarın icinde yok oldular. Kosarak Pro'nun odasina girdiler, odada degildi, panikle ortak salona kostular. Digerleriyle birlikte bar taburesine oturmus bir seyler icerken buldular.

"Pro! Baekhyun."

"Uzgunum, Chanyeol." dedi pismanlik icinde Pro. Chanyeol sinirlenip "Aaah!" diye elini savurdu. yandaki duvarda asili cerceve alev almaya basladi.

"Chanyeol." Xiumin, atesi sondururken Chanyeol'u de sakinlestirmeye calisiyordu.

"Benden her seyi ogrenmis olabilir." dedi kizgin ayni zamanda da uzgun bir tavirla.

"Sorun degil. Hepsi benim hatam." Pro'nun bu teskin eden cumlesiyle ortam sakinlesti. Chanyeol, tum olanlari ordakilere de anlatti. Kai yine yoktu.

"Kai nerede?" diye sordu Kris.

"Odasindadir heralde, tum gun hic gorunmedi." diye yanitladi, Luhan.

"Chen, gidip bir bakar mısın?" diye rica etti, Pro.

Chen sakince bar sandalyesinden kayip ortak salondan ayrildi. Ust kata cikti, Kai'nin odasinin kapisini tiklatti, iceriden ses gelmeyince acip iceri girdi. Oda bombostu. Banyoya bakti.

"Jongin, yine nerdesin?" dedi. Odadan cikip ortak salona dondu. "Kai, odasinda yok."

"Yine, Junmyeon'a mi gitti bu cocuk. Her zaman boyle asi mi olacak?" Kris, hayal kirikligina ugramis gibi kafasini onune egdi.

"Suho'dan fazla etkilendi sanirim." parmaklariyla alnini ovusturdu, Pro.

"Pro? Dun neler oldu?"

"Suho'yu buraya getirmis." diye yanitladi Pro.

"Peki sen bunu nasil ogrendin?" diye sordu Xiumin saskinlikla.

"Her zaman gozum uzerinizde cocuklar. Boyle konularda dikkatli olmalisiniz."

"Kai'yi bulmaya gidiyorum ben." Luhan ayaga kalkti. "Ben giderim, sen kal." Chen Luhan'i omzuna bastirip geri yerine oturttu, goz kirpip kapidan cikti. Kai ile zihinsel kontak kurmadan once yeniden odasina cikti. Bu kez vurmadan kapiyi acip iceri girdi. Kai camin kenarina oturmus sehrin gecesine dalip gitmisti.

"Anlatacak misin?"

"Anlatacak ne var ki; ustun yetenekleriyle nasil da cozmus O'nun buraya geldigini."

"O gelmedi, Kai. Sen buraya getirdin."

"Ne farkeder, zaten buraya gelmeyecek mi? Zaten buraya gelmesini istemiyor mu? Bizi bosuna mi
gorevlendirdi?"

"Her birine ihtiyacimiz var. Kendi istekleriyle burada olmalilar. Bize ihanet etmeyeceklerinden emin olmamiz gerekiyor."

"Adam Luhan'i istiyordu ben de ona Luhan'i verdim. Bunda o kadar da kötü bir yan göremiyorum" sitemkar tavrından ve kızgınlığından eksilen hiçbir şey olmamıştı.

"Ve sen de O'nu istiyorsun." Chen emin bir ifadeyle Kai'nin gozlerinin icine bakiyordu. Bir kac adim daha atip camin kenarinda yerini aldi. Elini, yeniden sessizce disariyi izlemeye koyulan Kai'nin omzuna koydu. Kai, elini cekmesini ister gibi kipirdandi; ama sessiz kalmaya devam etti.

"Bunu yapma. Sen iyi bir avcisin ve sana disarida ihtiyacimiz var. Sadece sabirli olmani istiyor senden Pro."

"Chen, Pro'nun telepati gucu yok. O'nu buraya getirdigimi nasil ogrenmis olabilir?" umutuzca sormustu bu soruyu. Chen inanamaz gozlerle Kai'ye bakti.

"Bana oyle bakma, bunu sen de biliyorsun. Mutlaka biri O'na bunu soyledi. Kim? Kim?" kacirdigi bir seyleri hatirlamak istercesine gozlerini kirpistirdi.

"O aksam sizi goren oldu mu?"

"Hayir; cunku direk Luhan'in odasina geldim. Kimse gormus olamaz."

"Ya Luhan?"

"Ah, hayir hayir... O asla yapmaz bunu."

"Cok garip. Luhan'dan baska kimse gormemisse, nasil ogrenebilir. Belki de telepati gucu vardir
Pro'nun."

"Belki de." dedi Kai. Chen'le daha fazla bu konuda konusmak istemedigi icin kesip atti.

"Hadi gel, bir seyler icelim."

"Peki." birlikte ortak salona donduler. Pro bardagini yarım birakip gitmisti. Kai, kendini rahatlamis hissederek bir sise bira alip koltuga kuruldu. Hala dusunceli ve sessizdi.

"Pisstt, black pearl. Iki gundur fazla dusunmuyor musun?" Chanyeol, tum dislerini gostererek yeni buldugu bu takma isim icin kendi kendine guldu.

"Haklisin, Channie, sanirim biraz fazla dusunuyorum." istemeyerek gulumsedi.

"Aramiza yeniden hos geldin evlat."Kris bardagini havaya kaldirip "Kai'ye." dedi. Ayni anda digerleri de ellerindeki ickilerini kaldirip "Kai'ye." diye tekrarladilar. Salon bir anda isinmisti. Kai, gercekten gulumsemeye baslamisti iste.

Bardagindaki ickisini fondip yapan Kris, ayaklandi "Beyler yarin Kyungsoo'ya gidecegim. Kai'den cok korktu sanirim. O'nu avutmam gerekecek."

"Dostum, sen onu avutmak icin fazla sertsin." diye lafi yapistirdi Xiumin. Hepsi kahkahalara boguldular.

"Seksi sincap, istersen O'nu Luhan'a birakayim."

"Birilerinin olmesinden zevk aliyosunuz bence."

"O gozlerine sahip ciksan iyi edersin. Senin yuzunden gece uykularim kaciyor." Kai'nin ses tonu alay doluydu.

"Sanirim bu Luhan'in sucu." savunması belliydi Xiumin’in.

"Heeyyy. En eskiniz olmak benim sucum degil. Benim yerimde Kris olsa o da ayni seyi yapardi,
degil mi Benben."

"Sanmiyorum, evlat. Ter kokanlari yatagima almam ben."

"Ben ter kokmam." Chanyeol ustune alinmis gibi ortaya atildi ve salonda bir kahkaha topu daha yukselip tavanda patladi.

"Kactim ben." iki parmagiyla alnindan selam cakip odadan cikti Kris.

"Avcilara." bu kez elindeki ickisini havaya kaldiran Xiumin'di.

"Ve sincaplara." Chen, Xiumin'e goz kirpmisti. Gulustuler.

"Baekhyun, isini hallettin mi Channie?" Kai'nin bu sorusuyla ortam bir anda gerildi, yuzler dustu. Chanyeol kisa bir ozet gecti durumla ilgili. Herkes bu olumsuz durumun etkisiyle ciddi ciddi dinlerken Kai yeniden lafa girdi.

"Demek, Baekhyun'un gucunu kullanabildigini, Pro bilememis. Gerçekten garip." gercek Kai ortaya cikmisti, seytani gulumsemesi tam ona yakisir vaziyette digerlerine kendini gosteriyordu. Chen'in goz bebekleri buyudu. Kai'nin ne demek istedigini anlamisti, ses cikarmadi.

"Evet. Yine de umutlu."

"Mutlaka oyledir. Baekhyun, degerli bir parca sonucta." sanki konusan Kai degildi.

"En az Lay ve Suho, kadar." diye ekledi Chen dayanamayarak.

"Dostum, tam 7 yil... Bulmasi 7 yil surdu." Xiumin saskinligini gizleyemiyordu.

"Kai, seni 6 senede mi bulmustu?" merakli Chanyeol is basindaydi.

"Oyle miydi, Luhan?" soruyu ustalikla Luhan'a pasladi, Kai.

"Bilmiyorum. Ben seni iki gunde yatagima atmistim ama onu çok iyi hatırlıyorum." asla altta
kalmayan Luhan yine ortaligin kahkaya bogulmasini sagladi.
Sabaha karsi hepsi odalarina cekilirken, Luhan Kai'nin pesinden gidip onun odasina girdi.

"Ben oldugumu dusunmuyorsun degil mi?"

"Hayir, senin yapmayacagini biliyorum. Ama cok fazla sey aklimi kurcaliyor."

"Pro'nun Baekhyun'u nasil anlayamadiğıni mı dusunuyorsun?"

"Evet. O'nun telepati gucu yok Luhan. Bunu adım gibi biliyorum."

"Biliyorum. Son günlerde bir çok sey bana da garip gelmiyor degil. Sanki Pro bizim tanıdığımız adam değil.”

"Bunu cozecegim."

"O'nu gercekten onemsiyor musun? Eger oyleyse O'na dokunmam."
Sorunun Suho, hakkinda oldugunu anlayan Kai basini yana egdi. "Hayir, sadece isimi iyi yapmaya calisiyorum. O sadece bir av."

"Oyle diyorsan öyledir, iyi geceler ufaklik."

"Iyi geceler, Rudolph."

"Aaaahh, hadi ama sen de mi?"

Gulmesine engel olamayarak "Hosuma gitti. Xiumin’den beklenmeyecak bir yaratıcılık, kaçırmak ahmaklık olurdu."

"Iyi geceler kara cocuk." Luhan goz kirpip odadan cikti. Kai gulumseyerek yatagina kuruldu, biraz uyuyup dinlenmek icin gozlerini kapatti.

...

Menekse rengi lenslerini cikarip cope atti. Tum gun yeterince yorucuydu. Chanyeol yüzünden ve Chanyeol'den Tradianen hakkinda bilgi alamama korkusu. Her sey yeterince can sıkıcıydı. Kendini koltuga atip rahatlamaya calisti.

"Çok iyi bir is cikardin. Neyseki en aptalları denk geldi."

"Bir an zayif noktasini bulamayacagimi sandim. Yardimin icin tesekkur ederim."

"Teşekkür edecek bir şey yok. Baekhyun nasıl, ona bir zarar vermedin değil mi?"
“Hayır, atölyesinde uyuyordur hala muhtemelen.” Lensler yüzünden gözlerinde oluşan batma hissinden kurtulmak için gozlerini ovusturarak yanit verdi karsisindakine.

"Simdi uyu lutfen, yarın herkes icin uzun bir gun olacak. Ben de gitmeliyim."

"Haklisin, cok yorgunum. Iyi geceler."

"Iyi geceler." ve odadan kayboldu.

Sabah tam dokuz otuzda cafeden iceri girdi Kris. Kasaya yanasip sert bir ekspresso istedi, odemesini yapti ve uyari butonunu alip cam kenarinda bos bir kasaya kurulup oturdu. Iki dakika sonra uyari butonu kahvesinin hazir oldugunu belirterek titredi masada. Kalkti, agir adimlarla kahvesini almaya gitti, Kahveyi servis masasina koyan Kyungsoo karsisinda Kris'i gorunce donup kaldi. Zaten buyuk olan gozleri korkuyla daha da buyudu. Kris hicbir sey olmamis gibi kahvesini alip masasina gecti ve telefonundan maillerine bakmaya basladi. Avci olmanin yaninda buyuk bir oteller zincirinin isletmecisi olmak yeterince yorucu bir isti. Onlarca maili tek tek sabirla okudu, yanitlanmasi gerekenleri hizla yanitladi. Kahve makinelerinin arasindan Kayungsoo buyuk bir dikkatle onu izliyordu. ~Nasil bu kadar sakin olabiliyor? Her sey onun yuzunden basima geldi.~ icinden gecenler sinirini bozmustu Kyungsoo'nun. Iceriye musterinin girmemesini firsat bilerek cabuk adimlarla

Kris'in yanina gitti.

"Bana bir aciklama borclusunuz bayim." kendisinin bile beklemedigi kararli bir ifadeyle Kris'e gozlerini dikmisti. Kris sakince kafasini telefonundan kaldirdi, tedirgin gozlerle Kyungsoo'ya bakti.

"Haklisin, Kyungsoo. Ama sanirim daha uygun bir zamanda konusmaliyiz." ifadesi tedirginden ozur dileme geregi duyan bir hale burununce Kyungsoo dayanamayip yumusadi. "Ogle yemeginde." dedi ve arkasini donup isinin basina gecti. Yuzune yeniden gulumseme yayilan Kris, "Cok cabuk yelkenleri suya indiriyorsun, kucugum." dedi.

"Hyung, kardesine de kahve ismarlamak ister misin?" Chanyeol siritan suratiyla Kris'in karsisina kuruldu.

"Sokak danscimiz da gelmis. Ne icmek istersin?"

"Saka yapiyordum, siparisimi verdim bile." elindeki uyari butonunu salladi.

"Bunlar cok korkunc seyler, masada titeyince korkuyor insan."

"Sen bile korkuyorsan." kocaman siritti yine.

"Cok mu korkutucu duruyorum, Channie." ciddi bir tonla sormustu bunu. Her seferinde ona boyle
seylerin soylenmesinden aliniyor gibiydi.

"Bence cok sirinsin Hyung." buton titredi Chanyeol masadan kalkip kahvesini almaya gitti. Kris, Chanyeol'u izliyordu. Chanyeol, Kyungsoo ile sohbet ediyordu. Ufak cocuk, Chanyeol'e gulumsuyor muydu? Kris saskinligini gizleyemedi ve sesleri duymak icin odaklanmaya calisti. Tam basarili olacakken Chanyeol masaya donmustu bile.

"Insanlari dinlememelisin, Benben."

"Sana guluyor muydu o?" içindeki büyük meraka yenilip Chanyeol’ün eline koz vermek istemiyordu. Ama öyle olmadı. Dayanamayıp sormuştu.

"Cunku ben cok sirinim de senin bu meraklı kedi tavırların ne olacak. Minik çocuk etkiledi mi seni?" her daim fırsatçılık ve pislik yapmaya hazır Chanyeol fırsatı kaçırmamıştı.

"Dostum, senin yanima oturdugunu biliyor. Senden de korkmus olmali." Konuyu değiştirmeye çalışıyordu.

"Benben, ona her seyi anlat ve aramiza katilsin. Yoksa ikna etmen mumkun olmayabilir."

"Pro, gonderdi seni buraya, degil mi?"

"Evet. Dans calismam varken gelip burda seninle minik bir cocuk hakkinda konusuyor olmazdim.
Dans okulunda olmam lazim bugun, Yixing gelecek oraya, sansliysak Luhan'i ya da Kai'yi sorar."

"Ruhsuz cocuk. Bir de O vardi degil mi?"

"Bugun cuma. Yarin napiyoruz?"

"Han River'da maca ne dersin?"

"Olleeeyy derim ne diyeceğim Aksam bizimkilerle de konusuruz. Hadi ben kaçtım burası çok sıkıcı.”

Chanyeol kahvesini bitirmeden dans calismasi icin Kris’e öpücük atıp cafeden ayrildi. Ogle tatili yaklasiyordu, Kris masasindan kalkip Kyungsoo'nun da oraya gelecegini umdugu hamburgerciye gitti, Siparisini verip masaya kuruldu. Pesinden restorana Kyungsoo girdi, Kris orada degilmis gibi davranarak uzunca bir sure menuden yiyecegini secti ve kasanin yaninda beklemeye koyuldu.

"Baby boy oyun mu oynamak istiyormus." kendi duyabilecegi tonda konustu. Tepsisini alan Kyungsoo yine o kararli surata burunmus Kris'in masasina geldi. Once tepsiyi masaya birakip yavasca sandalyeye kuruldu. Yemegini yemeye koyuldu. Kris sakince Kyungsoo'yu izliyordu.

"Onceki gun kotu seyler, aslinda kotu degil; ama kotu seyler yasadigini biliyorum Kyungsoo. Sana ihtiyacimiz var."

Lokmasini henuz yutmamis olan Kyungsoo kafasini kaldirip yanaklari dolu dolu saskinca Kris'e bakti. Yuzu kizariyordu ve soylemek istedigi gizli bir sey var gibiydi.

"Bakir oldugunu biliyorum." dedi Kris. Yuzu domates gibi olmustu Kyungsoo'nun gozleri doldu. Yanagindan bir damla suzuldu.

"Sana, gucune ihtiyacimiz var." Ağlama lütfen bu dünyanın sonu değil. Yoksa sevdiğim adamla olacaktı bla bla saçmalığına mı inanıyorsun sen de.

"Bunu nasil bu kadar rahat soyleyebiliyorsunuz? Anlamiyorum." Duyduğu cümleden utanmış aşağılanmış hissetmişti ama duygularını dile getirmekten geri durmadı “Ve evet öyle düşünüyorum bu özel bir şey.”

"Her neyse. Türümüzün devamı iin ve insanların ihtiyaçları için bizimle olman gerekiyor.”
Zorlukla agzindaki lokmayi yuttu. Gozlerinden hala yaslar suzuluyordu. O aksam olanlar nasil kotu seyler olmazdi ki. Hic tanimadigi bir adamla iliskiye girmisti ve kandirilmisti.

"Ben daha bir ogrenciyim. Neden bahsettiginizi de anlamiyorum."

"Sen normal biri degilsin, Kyungsoo. Yani sandigin gibi normal sadece kendi halinde bir ogrenci degilsin. Guclerin var, insan ustu guclerin. Ve biz bizim gibi olanlarla birlikte olmak zorundayiz, bizi bekleyen zamanlar icin. Ve lutfen aglamayi artık keser misin, kucuk bir cocuk gibi gorunuyorsun."
Sarsak hareketlerle goz yaslarini sildi. Daha guclu gorunmeye calisarak ve aklindaki sorulara cevap bulma istegiyle; "Ne gücü? Sizler kimsiniz?" diye sordu.

"Bizler avcılarız. İsmimizin avcı olması seni korkutmasın zarar vermek için değil. Sadece kendi türümüzü bulup bir araya toplayabilmek için bu isim verilmiş bize. Bizler insanüstü güçlere sahip varlıklarız ve insanlara hizmet ediyoruz."

"Ne tur gucler bunlar?"

"Telepati, teleport, fiziksel guc, ucmak, ates. Daha onlarcasini sayabilirim sana."
Kyungsoo saskinliktan masaya dusen cenesini toplamaya calisiyordu; ama pek basarili oldugu seylenemezdi. Gozleri buyudu, "Bu nasil bir saka? Benimle alay etmek icin mi burdasiniz?"

"Aksam seni cafeden alacagim, benimle Tradianen'e gel. O zaman her seyin gercek oldugunu anlayacaksin."

"Size bir kere guvendim ve basima neler geldi." Gozleri yeniden bulutlandi, yaslar gorundu.

"Aglama sakin." diye cikisti Kris. "Saka yapmiyorum. O aksam oteldeki Kai idi. O bir Avci. Bu yuzden onu karsi koyamadin. Kimse O'na karsi koyamaz cunku o icindeki cinsel istegi ortaya cikarir."

"Bunlar cok cirkin tabirler." utanmisti yanaklari yeniden kizardi.

"Ama oyle, bunu sen de biliyorsun. Lutfen bana inan ve aksam Tradianen'e gel."

"Aksam evde olmam gerekiyor."

"O zaman yarin sabah, Han River'in kiyisindaki futbol sahasina gel. Sana kimse dokunmayacak ve sen dogru soyledigimi anlayacaksin."

Kris'le konustuktan sonra ogle yemegi molasi biten Kyungsoo cafeye geri dondu. Kendini hic iyi hissetmedigi icin, sefinden izin alip evine gitti. Odasinda bilgisayarinin basinda otururken kafasinda oglen duyduklari onu yiyip bitirmeye baslamisti bile.
~Benim nasil insan ustu bir gucum olabilir acaba, daha lanet olasi ders ortalamami bile yukseltemiyorum. Kahve hazirlamak da hic insan ustu bir guc gibi gorunmuyor nedense. Yarin oraya gidersem, yine o Kai denen cocugu gorecek miyim ya beni yine kandirirsa. Gelecegimle ilgili hayal ettigim bu mu benim. Tanri beni siniyor olmali.~

 Annesi odasina girince korkarak bilgisayar sandalyesinde sicradi.

"Ders calisiyor olman gerekiyor Kyungsoo." dedi kapinin kenarinda durup oglunu izliyordu.

"Calisiyorum anne." kadin hicbir sey soylemeden odadan ayrildi. Kyungsoo da ders calismak umuduyla kitaplarina kafasini gomdu.

Ote yanda Chanyeol dans okulunda rutinlerini tekrar etmek yerine tum duvari kaplayan dev aynada sacma sapan mimiklerine yenilerini ekliyordu. Odanin kapisi acildi, Yixing iceri girdi. Hayranlikla dev dans salonunu inceliyordu.

"Merhaba." sicak bir siritisla Yixing'i karsiladi Chanyeol.

"Ah, merhaba. Ben Zhang Yixing."

"Chanyeol." diye karsilik verdi elini sikarken.

"Jongin ve Luhan'in arkadasiyim ben." oyle miydi? Yuzu kizardi.

"Ben de onlarin arkadasiyim. Luhan gelecegini soylemisti. Dans konusunda cok yetenekliymissin diye duydum."

"Biraz." Mutevazi olmaya çalışıyordu, övülmek pek alışkın olmadığı bir şey se sayılmazdı zaten.

"Biraz izleyelim bakalim. Sonrada beraber calisip bir seyler cikaririz." Chanyeol salonun kenarinda duran ses sisteminin yanina gitti. Ses sistemine takili mp3 calardan rastgele bir sarki secti.

Muzigi duyan Yixing, belli belirsiz hareketler yapmaya basladi, muzik ruhuna isledikce hareketleri hizlandi. Ritme uyuyordu simdi her donus, her adim, her el hareketi. Chanyeol, hayran hayran onu izlerken salona Luhan ve Kai girdi. Yixing'i rahatsiz etmek istemiyor gibi kenardan kenardan Chanyeol'e yanasip karsilarinda muzigin rtimlerinde kaybolmus cocugu izlemeye koyuldular.
Sarki biterken Yixing'de icinde bulundugu dunyadan cikip kenarda kendini izleyen cocuklarin farkina vardi. Utanarak dudaklarini sıkıp gulumsedi, gamzesi ortaya cikti. Kenarda duran uc muhtesem varlik da onu alkisladilar. Seri adimlarla yanlarina gitti.

"Harikaydin, Yixing." Ellerini iki yana acip O'na sarilmak icin one dogru bir hamle yapti. Gozleri kipkirmizi acildi ve oldugu yerde donakaldi. Hareket edemiyordu, vucuduna hukmeden sey her neyse, midesinden baslayarak tum vucuduna aci vermeye baslamisti. ~Xiumin~ diye gecirdi icinden ve odaklanarak ona ulasti. Aci dalgasi kalbine dokundugunda "AAAAHHHH!!!" diye bagirdi. Hala oldugu yerden kipirdayamiyordu. Odaklanamiyordu.

"LUHAN! Luhan neler oluyor." Chanyeol ve Kai panikle Luhan'i kaskati halinden kurtarmaya calisiyorlardi. Ikisi birden gozlerini kapatip Luhan'la baglanti kurdular. Karanlik, tek gordukleri sey zifiri karanlikti. Ne gecmis birkac dakikadan goruntu ne de simdiki su ana ait bir sey. Xiumin degildi O'na bunu yapan. Luhan bir kez daha derinlerden aci dolu bir ciglik koyuverdi.

Ikisi de panikle ne yapacaklarini bilemeyerek olduklari yer de cakili kaldilar. Yixing, gordukleri karisinda sok geciriyor, karisinda hic hareketsiz duran adamin neden aci cekip ciglik attigini cozmeye calisiyordu. Bir anda aklinda o aksam belirdi, Luhan'la gecirdigi aksam. Gulumsemesini söylüyor cunku gamzesini gormek istiyordu. Bir anda duydugu sesle irkildi.

Aci kalbinden tum damarlarina yayilmis, beynine dogru harekete gecmisti sanki. Gozlerinin kirmizisi soluklasarak beyaz bir perdeyle ortulurken; bir kez daha bagirdi ve bir kez daha. Yixing dayanamayarak aglamaya basladi, kollari hali hazirda acik duran; ama hareket edemeyen goruntusuyle Yixing'e carmiha gerilen Isa'yi hatirlatmisti. Luhan'a yaklasti, eline beline dolayip kafasini gogsune koydu.

"Lutfen... Daha cok erken..." diye fisildadi, goz yaslari bosluga akip gidiyordu. Luhan bir kez daha cektigi acinin ne denli buyuk oldugunu anlatmak istercesine ciglik atti. Daha sıkı sarildi Yixing, "Daha cok erken..." belli belirsiz dokuldu kelimeler dudaklarindan; o anda Luhan Yixing'in kollarindan kayip yere yigildi. Goz bebekleri hala soluk yerde cansiz yatiyordu.

Kai egilip hemen Luhan'i kucagina aldi ve odadan yok oldu. Yixing daha goruntunun sokunu kavrayamadan Chanyeol'un bilegini kavradigini hissetti, dans salonundan disari kordordaki pencerenin onune cekistirdi, cami acti. Yer, Yixing'in ayaklarinin altindan kayip gitti; sokak kuculuyor, evler kuculuyor, sehir kuculuyordu. Usumeye basladi, yuzundeki goz yaslari donup birer buz kristaline donustugunde kendini aniden yerde buldu.

Hastane odasi gibi bir yerdi. Bos gozlerle etrafina bakindi, bos bir koltuk yaninda ve ona kendini birakti. Beyni deli gibi isliyordu. Gorduklerini sindirmeye calisiyordu. Ah iste yine goruntu, Luhan gozlerinin icine bakıyordu "Gamzelerini gormek istiyorum." dedi.

Chen, Yixing'in yanina gitti. Hicbir seyin farkinda olmayarak bos bos bakip siritan cocugun suratini ellerinin arasina aldi, gozlerini kapatip zihnine hukmetti.

"Lay, beni duyuyor musun?" Yixing'in gozleri acildi. Karsisinda elleri yuzunde duran gence bakarak tas kesildi. Evet demek istiyordu; ama sesi yoktu, gozlerini yumdu.

"Annem..." kapali gozlerinden yaslar suzuldu.

"Lay, beni dinle. Odaklan bana."

"Duyuyorum seni." O kadar üzgün ve çaresiz hissediyordu ki çevresinde dönen şeylerin şaşkınlığını bile yaşayamamıştı.

"O'nu kurtarmalisin. Yardım etmelisin."

"Nasil?" Nasıl kurtarabilirdi ki, ne yapabilirdi.

"Hatirlamaya calis. Kendini nasil iyilestirdigini, dusun." ayni anda Yixing'in zihninde binlerce aniyi ayni anda tarayarak bir iz bulmaya calisiyordu.

"Lay, lutfen. Fazla zamanimiz yok. Luhan'i kurtarmalisin." diye yankilandi ses zihninde. Yixing yeniden aglamaya basladi. Koyu kirmizi gozlu cocuk karsisinda O'na gulumsuyordu. Dudakta bir yara izinin hic bu kadar harika durdugunu tahmin etmezdi. Nefesi nefesine karisiyordu. Ates gibi dudaklari Yixing'e dokundu.

"Lay." Ikisi de gozlerini acmis birbirlerine bakiyorlardi. Chen Yixing'e guc vermek istercesine "Bunu yapabilirsin, o guzel anilarin icin yapmalisin." dedi ve elinden tutup koltuktan kaldirdi, Luhan'in hareketsiz yattigi yatagin basina geldiler.

Yixing yatagin yanina oturdu, Luhan'in elini ellerinin arasina alip optu, sonra uzanarak dudaklarini Luhan'in dudaklarina bastirdi. Geri cekildi, tek elini Luhan'in sag yanagina koyup gozlerini yeniden kapatti ve odaklandi. Gogsu buyumeye, nefes alis verisi duzensizlesmeye basladi, Yuzu giderek daha da beyaza donuyordu.

Odadakilere asirlar kadar uzun gelen bir dakika icinde "HAAAAYIIIIRRRR!" diye bagirdi Yixing ve elini hizla Luhan'in yuzunden cekti. Luhan, gozlerini acip etrafa kirmizi kirmizi bakislar atmaya basladi. Herkes tepesinde endiseli gozlerle O'na bakiyordu. ~Tradianen'in revir odasinda ne isim var ki benim yaaa~ dedi icinde kollarini gogsunde kavusturmus sikilgan cocuk. Bir gozunu kapatti, sonra onu acip digerini kapatti.

Xiumin uzerine atlayip onu opucuklere bogdu. "Bizi cok korkuttun Rudolph."

"Bisey mi kacirdim cocuklar?"

"Ah, tabi ya sende hatirlamiyorsun. Bulasici bir sey sanirim." Luhan'la konusmalarini hatirlamisti Chen. Yixing, yaralarini iyilestirirken nasil yaralandigi ve nasil iyilestigini de unutuyordu.

"Neyi hatirlamiyorum?" diye sordu Luhan merakla.

"Olmek uzere oldugunu." dedi Chanyeol. Buna sasiran Luhan kendi zihninde saliyeler kadar kisa surecek bir gezintiye cikti.

"Cok karanlik bir kac dakika gecirmisim."

"Tam olarak 12 dakika."
Yixing odanin kapisindan cikip iceridekileri rahat birakmak istiyordu. Kapiya dogru zar zor yurudu.

"Yixing." Kai seslenmisti. "Luhan, bizimle kalmani istiyor." dedi yaninda yatan adama goz kirpip.

"Eger gercekten istiyorsa kalirim." gozleri aglamakli gulumsemesi yerine geldi. Sag yanagindaki cennet cukuru ortaya cikti. Küçük bir çocuk gibi yeniden yatağın yanına döndü.

"Gamzesi cok guzel, Kai." eski Luhan coktan geri donmus, gecenin planlarini yapmaya baslamisti bile.

"Sana soylemistim, dostum." ikisi seytanca birbirlerine sirittilar.

....

"Tao, nereye gidiyoruz."

"Bir modaciyla tanistim, gorusmeye gidiyoruz. Dunyaca unlu tasarimlari var. Belki onunla calisma
firsati bulurum."

"Iyi de ben ne yapacagim orda?"

"Manken olmak istedigini soylememis miydin? Sana da bir firsat yaratacagim." bunu duyan Sehun mutlulukla gozlerini kirpistirip, arabaya bindi.

"Nerede peki, yeri?"

"Apgujeong'ta."

"Woooaaahhh, gercekten unlu olsa gerek."




Friday, July 19, 2013

Tradianen (Part-4)

"BUNA NASIL CURET EDERSIN!" patlayan bir volkanin gurultusu kadar yuksekti sesi. Bu heybetli korku seli karsinda kafasini yere egdi ve titreyerek gozlerini yumdu.
"DAHA ILK ISINDI VE SEN YUZUNE GOZUNE BULASTIRDIN! GOREV ARKADASLARINLA GEREKSIZ REKABETE GIRMEMEYI OGRENECEGIN ZAMANA DEK AVCILIKTAN ALINDIN!"

"Ama Pro..." gozleri dolmustu ve sesi titriyordu. Kimdi Pro'ya bu bilgiyi veren? Icini karsisındaki adama karsi duydugu korkuyu bastiracak kadar guclu bir hirs dalgasi kaplamaya basladi.

"Simdi cik disari ve Chanyeol'un avini bekle." artik sesi daha sakindi.

"Bu bilgiyi sana kim getirdi?" Kafasini yerden kaldirip alev alev gozleriyle sordu bu soruyu.

"Benim bunlari ogrenmek icin birine ihtiyacim yok. Sen beni nasil sorgulayabilirsin?" yeniden hiddetlenmeye baslamisti.

"Tabi oyledir." dedi kisik bir sesle ve hizlica arkasini donup kapidan cikti. Tradianen'in koridorunda hizli hizli burnundan soluyarak odasina dogru yol alirken sinirden bir yerleri yumruklamamak icin kendini zor tuttu. Odasina girip kapisini kapatinca kukrer gibi isyan etti. "AAAARRGGHHHH!!!"
Elbette odaya ilk dalan Chen oldu. "Kai, iyi misin?" temkinli ama soran gozlerle karsisinda sinirden odanin icinde bir orda bir burda belirip yok olan Kai'yi izliyordu.

"Kai gucunu kontrol etmelisin! Kai!" Chen bagirinca Kai bir an durdu.

"Yok bir sey iyiyim ben. Cikar misin yalniz kalmak istiyorum."

"Neyin var?"

"CHEN CIKAR MISIN!"

Chen agzini acti, bir sey soyleyecek gibi oldu; fakat sessiz kalip odadan cikti ve Tradianen'in ortak salonuna gecti. Iceridekiler Chen'den bir seyler soylemesini bekler gibi gozunun icine bakiyorlardi. Icecek dolabindan soda alip koltuklardan birine kuruldu Chen. Sessizligi ilk bozan Xiumin oldu.

"Neyi var?"

"Pro mu?" diye ekledi Kris.

"Buyuk ihtimalle fena firca yemis Kai. Nedenini bileniniz var mi?" hepsi ne oldugunu bilmediklerini ifade eden mimiklerle Chen'e konusmadan cevap verdi.

"Yixing, su an nerede?" diye sordu Kris. Xiumin, bosluga odaklanip bir kac saniye icin dalmis gibi gorundu, sonra yuzunu burusturdu. "Luhan'la birlikte Savory'de, zevkin doruklarinda." dedi.

Luhan ve Yixing'in tek vucut halinde inanilmaz bir uyum ve arzuyla hareket eden goruntuleri Xiumin'in zihninde film gibi belirdi. Luhan, Yixing'in bacaklarinin arasinda gidip gelirken gozlerini Yixing'den bir an olsun ayirmiyordu. Bu guzel, sarisin Cinli cocugun yuzunu ellerinin arasina aldi,

"Gulumse lutfen, gamzeni gormek istiyorum. O kadar guzel ki." dedi. Nefes nefese vucudu yatakta bir ileri bir geri kayan Yixing utanarak gulumsedi. Sag yanaginda cennetin derin bir kosesi gibi duran gamzesi kendini gosterdi. Luhan'in gozleri ates kirmizisina donmustu, buna karsin karsisinda gordugu guzellikten yuzu aydinlaniyordu. Yixing'in once gamzesine sonra da dolgun alt dudagina bir opucuk konduran Luhan hizlandi. Ikisi de tutkuyla patlayarak kendilerini biraktilar. Nefes nefese gogus kafesleri birbirine carparken Luhan dogruldu ve hala gulumseyen Yixing'in gamzesine hayranlikla bakti.

Bu goruntulere daha fazla katlanamayan Xiumin'in yuzu karanliklasti, goz bebekleri zifiri bir siyaha burundu, siyahlik zehir gibi gozunun beyazlarina yayiliyordu.
Yixing, Luhan'in altinda rahatsizca kipirdandi, birden nefes almakta zorluk cekmeye basladi. Boguluyor gibi derin derin nefes alip veriyor, goz aklari siyahlasmaya basliyordu. Luhan aniden durdu.

"Yixing! Yixing! Kendine gel! Yixing!" faydasizdi. Yixing Luhan'a cevap veremiyor boguk boguk sesler cikariyordu. Iki elinin tirnaklariyla kendini bir seyden kurtarmak ister gibi bogazini yirtarcasina tirmalamaya basladi. Luhan cilgina donmus gibiydi gozlerini Yixing'in gozlerine dikip odaklanmaya calisti.

"Xiumin, Lanet olsun! Kes sunu! Onu oldureceksin."

"Cok fazla oyun oynamadin mi Luhan, don artik buraya."

"Sana kes sunu dedim! Xiumin YETER!"

"Don buraya hemen."

"Tamam. Kes sunu yeter ki."
Xiumin yuzunde bir tokatla kendine geldi gozleri yine o guzel cikolata kahvesiydi ve saskin saskin karsisindaki adama bakiyordu.

"Sen gerizekali misin? Napiyordun oyle!"  Chanyeol, Xiumin'i kendine getirmisti. "Bunu bir kez daha yaparsan basina nelerin gelecegini bilmiyor musun?"

"Ben... Ben kendimi kaybettim, Chanyeol. Uzgunum."

"O'na bir sey olursa Pro hepimizi yok eder." diye ekledi Kris, Chanyeol'e destek veriyordu.

"Gercekten, uzgunum."

Diger tarafta otel odasinda Yixing'in boynu kendi tirnak izleri nedeniyle kan icinde kalmisti. Gozleri yavas yavas normal goruntusune donerken, nefes alis verisi de duzene giriyordu.
Luhan, endiseli gozlerle Yixing'e bakip "Iyi misin?" diye sordu.

"Biri beni boguyordu sanki, nefes alamadim." Yatakta zar zor dogruldu. Derin derin nefes alip vermeye devam etti. Bu sirada Luhan'in gozu Yixing'in az once kanlar icinde kalan boynundaki ciziklere kaydi. Yavas yavas izler kayboluyordu. ~gucunu kullanabiliyor mu?~ diye sordu kendi kendine. Emin olmak icin Yixing'in yuzunu ellerinin arasina aldi, "Gozlerime bak Yixing." dedi. Yixing, yeni yeni hayatla parlayan gozlerini yavasca Luhan'in neredeyse koyu kirmizi tonlardaki gozlerine odakladi, utanctan yanaklari pespembe olmustu. Luhan, Yixing'in zihninde cok kisa bir yolculuga cikip geri dondu.

"Sanirim iyisin." dedi sakince, ellerini cekip yataktan kalkti ve odanin icinde agir adimlarla dolasmaya basladi. ~Hala gucunun farkinda degil. Yaralari o kadar cabuk iyilesiyor ki kendini yaraladiginin farkina varmadan her sey eski haline donuyor. Belki de o sirada zihninden o anlar da siliniyordur.~ diye konusan icindeki sesin, urettigi teoriye kulak kabartip dalgin dalgin gezindi.

"Evet iyiyim." Luhan'i dalginligindan sokup kendine getirdi bu cumle.

"Yixing, saat gec oldu, sen gec kalacaksin ve ben de gitmeliyim."

"Jongin beni kandirdi." dudaklarini buzup Luhan'a kacamak bir bakis atti.

"Harika bir aksam gecirmeme neden oldugu icin O'na tesekkur edecegim." seytani gulumsemesi geri gelmisti, yanaklari daha da pembelesen Yixing'e seksi seksi bakti.

"Sanirim ben de."

Yixing'i yurdun onune kadar birakan Luhan, bir an once Tradianen'e donmek icin yanip tutusuyordu. Bahceye giren sari sacli masum cocugu izledi ve oradan hizla uzaklasti.
Tradianen'e dondugunde, herkesi ortak salonda yeni avlar hakkinda koyu bir sohbetin icinde buldu. Sakince gidip Xiumin'in yanina oturup kolunu omzuna atti ve onu kendine cekip yuzunu gogsune bastirdi.

"Bir daha boyle bir sey yaparsan geri kalan hayatini kendini gercekten bir sincap sanarak ormanda gecirirsin." dedi tehditkar; ama sakin bir tonla.

Derin dusunculere dalmisti duyduklariyla birazcik kalbi kirilan Xiumin, Luhan'i ilk tanidigi gune...

Xiumin kendi dovus sanatlari okulunun yeni donem kayitlari icin ilan bastirdiktan sonra yardimcisiyla beraber tum gun agaclara, ilan panolarina ve duvarlara ilan yapistirip yoldan gecenlerin ellerine tutusturdu. Ertesi gun bir onceki donemin ogrencilerinin neredeyse tamami kayit yenilemek icin okula gelmislerdi. Aksamustu spor salonunun kapisindan uzun boylu ince yapili kumral bir genc girdi. Yuvarlak gozleriyle salonun her yerini bastan asagi inceleyerek Xiumin'e yaklasti.

"Merhaba." dedi.

"Merhaba." diye karsilik verdi Xiumin, ilk gunun ilk yeni ogrencisi gozuyle bakiyordu karsisindakine.

"Taekwondo ogrenmek icin okulunuza katilmak istiyorum." dedi.

"Tabi." arkasinda durdugu bankodan bir kayit formu cekip genci yan tarafta koltuklarin oldugu bir oturma bolumune aldi. Beraber karsilikli koltuklara yerlesirken formu gence uzatti ve kisaca bahsetmeye basladi.

"Haftada 3 gun baslangic grubu icin temel egitimlerimiz var. Cuma, cumartesi, pazar gunleri temel egitimler bunun disinda bes gun boyunca tekrar ve ust seviye calismalari yapiyoruz. 4 adet hocamiz var. Onlardan biri benim ve temel egitimleri ben veriyorum."

Genc kumral cocuk bir yandan Xiumin'i dinliyor bir yandan da formu dolduruyordu. Tamamlayinca Xiumin'e uzatti. Xiumin, forma kisa bir goz attiktan sonra, "Aramiza hos geldin, Luhan." dedi.

"Tesekkur ederim. Daha once biraz egitim almistim; ama yarida birakmak zorunda kaldim."

"Dudagindaki yara izi o egitimden mi kalma."

Elini dudagina goturdu, parmagiyla alt dudagini oksadi. "Ah hayir, eski bir hikaye." dedi.
O gun oradan ayrilan Luhan, ilk cuma gunu okula geldi. 10 kisilik bir grup esliginde ilk temel taekwondo egitimini almaya basladi. Onu takip eden gunlerde egitimlerine hic goze batmadan devam etmisti. Genellikle her egitimden sonra ogrenciler dagilinca o salonda kalir Xiumin'le gunun degerlendirmesini yapardi. Xiumin, Luhan'in kas gucune ve ogrenme becerisine hayran kaldigini her firsatta dile getiriyor, Luhan'a karsi ilgisinin oldugunu da acik acik beden diliyle belli ediyordu.

Yine egitimin bittigi bir gun, Luhan herkesin okuldan ayrilmasini bekledi. Xiumin okulu kapatmadan once dusa girmisti, o da pesinden... Duslar tamamen acikti sadece kucuk paravanlarla birbirinden ayriliyordu. Xiumin, sampuanli saclarini durularken Luhan arkasindan yaklasti, birinin onu izledigini  hisseden Xiumin ani bir hareketle donup Luhan'i yakalamaya calisti; fakat Luhan ondan daha hizliydi, Xiumin'in bilegini kavradi ve onu hic guc sarfetmeden dusun altinda duvara yapistirdi.

"Aklindan nelerin gecitigini ve hareketlerinle gonderdigin sinyallerin ne anlama geldigini biliyorum." dedi arzudan alev alev yanan gozleriyle, Luhan.

"Yani o yuzden burdasin." dedi Xiumin ve uzanip Luhan'i optu. Aralarindaki arzunun yaydigi atesin yaninda dusun sicak suyu, serin bir dokunus gibi vucutlarindan akip gidiyordu. Xiumin, Luhan'in hicbir sey yapmadan verdigi emirlere harfiyen uyuyor vucudunu ona teslim ediyordu. Sanki Luhan beyninin icindeydi ve onunla bir cocugun oyuncagiyla oynamasi gibi oynuyordu. Bu Xiumin'in arzularini fazlasiyla korukleyerek kendini daha da kaybetmesine neden oldu.
Bu atesli, egitim sonrasi faaliyetleri bir hafta boyunca soyunma odasinda, Xiumin'in odasinda ve dusta surup gitti.

"Heeeyyyy Baozi!" Chanyeol'un sesi Xiumin'i tum bu yakin gecmisteki anilarindan sokup cikardi.

"Ne var dev yaratik?"

"Dostum, herkes uyudu, sen kaldin burda. Iyi geceler." diyip Chanyeol esneyerek ve kollarini iki yana gererek ortak salondan cikip odasina gitti.

Gercekten, salonda sadece Xiumin kalmisti, Luhan bile onu orada oylece birakip odasina mi cekilmisti. Sinirlenip kanepeden kalkti ve Luhan'in odasina yol aldi. Luhan'i uyandirmak istercesine kapiyi sertce acip odaya daldi. Kapinin acilma sesiyle Luhan'in uyanmasi neredeyse ayni anda olmustu.

"Beni orada birakip gittin."

"Guzel anilarini bolmek istemedim. Yeniden yasiyor gibi heyecanliydin."

"Aaah, zihnime girmekten vazgec artik, Rudolph." yeterince kizgindi karsisinda kollari boynunda yatakta sirt ustu oturan muhtesem varliga.

"Rudolph?" Icten ve bir senfoninin kusursuz notalari gibi ahenkli bir kahkaha koyverdi Luhan.

"Kirmizi bir burnum oldugunu sanmiyorum, henuz yeni yil doneminde de degiliz."

"Dalga gecme benimle. Yoksa senin de canina okurum." cikolata kahvesi gozbebekleri yeniden zifiri siyaha donmeye baslarken, ayaklari istemsizce yataga dogru hareket etti, kocaman beyazlar icindeki yataga tirmanip Luhan'in yana dogru actigi koluna kafasini koyup yanina uzandi.

"Oysa ben cikolata rengi gozlerini daha cok seviyorum." dedi Luhan. "Seni uyardim, bir daha boyle bir sey yaparsan seni cok agir cezalandiririm, kucuk sincap."

Xiumin, bundan nefret ediyordu. O'na karsi hicbir gucunu kullanamiyor; her seferinde kilini bile kipirdatmadan istedigini elde eden bu adam icin hem arzudan hem de ona karsi gucsuzlugunden deliye donuyordu. Goz bebekleri istemsiz yeniden cikolata kahvesine donmustu bile. Simdi Luhan'in sicacik koruyucu golgesinin tadini cikarir olmustu.

"Unutma ki ben de senin zihninden gecenleri gorebiliyorum, Luhan."

"Emin misin? Sence su an ne dusunuyorum." seytani gulumsemesi ve atesli koyu kirmizi gozleriyle yandan bir bakis atti Xiumin'e. Isareti alan Xiumin bir anda firlayip Luhan'in kucagina oturdu. yuzunu ellerinin arasina alip onu opmeye basladi. Nefesleri birbirine karisirken "Seni oldurmek istemiyorum," diye kesik kesik tehdidini savurdu Luhan'a. Gozlerinin kirmizisi daha da belirginlesen Luhan ani bir hareketle Xiumin'i yataga sirt ustu civiledi. Yataktan kalkip karsidaki koltuga bacak bacak ustune atarak oturdu. Xiumin'in kollari iki yana acilip basinin uzerinde birlesti, bacaklari aralandi. Hicbir sekilde hareket edemiyordu. Var olmayan eller tum vucunda geziniyor, yine var olmayan dudaklar her yanina kizgin demir basar gibi opucukler konduruyordu. Gorunmez eller, Xiumin'i belinden kavrayip kalcalarinin yukari kalkmasina neden oldu ve yine gorunmez dudaklar gobek deliginden kasiklarina dogru atesten bir yol cizdi; kalcalari daha da yukari kalkmisti simdi. Bi an da haykirdi, icine giren Luhan'in gidip gelislerini en derinlerde hissediyordu. Vucudu, tum sinirleri, tum kaslari ayni anda gerildi.

Xiumin yatakta kendi kendine arzuyla kivranirken Luhan oturdugu yerden odaklanmis gozleri kapali ayni tutkuyu kendi icinde hissederek ona iskence etmeye devam ediyordu. Xiumin bu yogun sehvet ve gelis gidislere dayanamadi, onlarca parcaya ayrilarak kendini kaybedip patladi ve yataga gomuldu.  Luhan oldugu yerden ayaga kalkip, Xiumin'in yanina kivrildi, onu kendine cekip sarildi, "Bir daha beni asla tehdit etme." dedi yine olumcul sakinlikteki ses tonuyla.

Yogun patlamanin verdigi agirlikla hareket edemeyecek kadar yorgun olan Xiumin, "Tamam." diyebildi ve derin bir uykuya kendini birakti.

"Iste benim sincabim." yuzundeki seytani siritis gitmis tatli bir gulumseme gelmisti. Kafasini Xiumin'in saclarina gomup uyudu.

Sabahin ilk isiklariyla yattigi yerden enerjik bir sekilde firlayip alt kata spora gitmek icin giyindi. Bugun onun av gunuydu ve Baekhyun denen cocugu bulmasi gerekiyordu. Apgujeong'ta bir moda tasarim atolyesinin sahibi oldugunun bilgisini vermisti ona Pro.
Hazirlanip koridora cikinca Luhan'la karsilasti.

"Gunaydin, Channie!"

"Gunaydin baby deer, bana eslik edecek olman ne guzel."

"Yalniz keyifli olmazdi zaten."birbirlerine gulumsediler Chanyeol kolunu Luhan'in omzuma atti ve beraber salona indiler. Bir sure eglenceli ve rekabet dolu agirlik kaldirma calismalarinin pesinden biraz dinlenmek icin oturdular.

"Beni cok zorluyorsun. Giderek gucleniyorsun."

"Egitimlerin hicbirini kacirmadim Lulu, gucumu gelistirmek icin bunlara ihtiyacim oldugunu soylemisti Pro."

"Dev bir yaratiga gore cok da esneksin." siritarak Chanyeol'un omzuna yumruk atti.

"Ucmanin birinci gerekliligi. Sen de o minicik vucuduna ragmen fazla guclusun." gulustuler. Sonra birden hava ciddilesti. Chanyeol, ayaga kalkip spor aletlerinden birine dogru giderken; "Xiumin'i kontrol etmelisin, Luhan. Cok buyuk bir guce sahip ve sinirlendiginde kontrol edemiyor."
Gozlerine gri bir perde inen Luhan Chanyeol'e hak verdigini belirtir bir ifadeyle, "Sanirim, O'nu
Chen'in egitmesi gerekecek."

"Bunu isteyecegini sanmiyorum."

"8 ay oldu Chanyeol, artik ogrenmesi gerekir. Neredeyse her avda ayni seyleri yasiyoruz. Bir gun Pro, boyle seyler yaptigini ogrenirse onu yasatmaz."

"Pro demisken, dun Kai Pro'nun odasindan ciktiktan sonra kendini odasina kilitledi ve tum aksam cikmadi.

"Neden?" konunun ne oldugunu tahmin eden Luhan, bunu Pro'nun nasil ogrenmis olabilecegini merak ederek daldi.

"Bilmiyorum. Oysa ki Yixing olayinda sorun da cikmadi degil mi?"
Chanyeol'un sesiyle irkilip kendine gelerek "A... Ne? Yoo yoo hayir. Tek sorun hepimizin sahit oldugu uzere Xiumin'in onu oldurecek olmasiydi."

"Gucunu kullanabiliyor mu peki?"

"Evet; ama zihninde kesintiler oluyor, kisa devre gibi, yaralandigi ve iyilestigi anlari hatirlamiyor."

"Cok garip. Neyse dostum, benim yeni av icin hazirlanmam lazim. Size bugun egitimde bol sans."

"Tesekkurler, Channie."

"Ve sanirim yeni avi kendime saklayacagim." seytanca gulumseyip goz kirpti.

"Sen bilirsin ben de boylece hem Kai'yi gorur neler oldugunu ogrenmeye calisirim ve tabi biraz da Xiumin'i yatistirabilirim."

Saat 10 gibi tamamen hazirlanmis bir sekilde odasinin balkonuna cikti, derin bir nefes alip kendini bosluga birakti ve bir anda jet gibi yukseldi. 2 dakika sonra bir evin bahcesinde arabasina binmek uzere olan bir gencin arkasindaydi; o farketmeden yaklasip gencin yuzunu eliyle kapatti ve onu tek eliyle kucaklayip bir anda yukseldi, yere indi. Ani basinc degisimine maruz kalan genc kendinden gecip bayilmisti. Genci evine geri goturdu ve ona minik bir igne yapti. ~sanirim hafiza silmeyi ogrenene kadar bu lanet seyleri kullanmaya devam edicez. pfffttt~ diye gecirdi icinden. Kapidan cikarken gencin telefonu calmaya basladi. Chanyeol en seytani gulumsemesini yuzune takip "Iste basliyoruz." dedi.

Apgujeong'ta moda tasarim atolyesinin arka sokaginda ayaklari yavasca yere degdi. Iki eliyle saclarini duzletip, on tarafa dogru yurudu ve kapiyi acip iceri girdi. Atolye'de hummali bir kosusturma vardi. Herkes cok gergin ve aceleyle hareket ederken gozu, bir prova mankeninin uzerindeki ceketle oynayan kisa boylu, koyu sari sacli genci farketti. Agir adimlarla ona dogru ilerlerken kisa boylu bir kiz yolunu kesti.

"Nasil yardimci olabilirim."
~Onumden cekilerek, mesela~ dedi icinden Chanyeol ama agzindan cikan ses daha kibar ve sakindi.

"Byun Baekhyun'u gormek istiyorum."

"Ah iste orada." diye isaret edip onunden cekildi. Chanyeol, Baekhyun'a dogru yurudu ve arkasinda durunca kendini farkettirmek ister gibi bogazini temizledi.

Baekhyun firtina gibi arkasina donup tam bagirmak icin agzini acmisti ki karsisinda duran, uzun boylu, sekilli vucutlu ve cok yakisikli genci gorunce acik olan agzi daha da acildi. Kendini yeniden toplarmaya calisip, "Nasil yardimci olabilirim?" diye sordu.

"Ben modellik yapiyorum ve yarin defile sonrasi katilmam gereken bir kokteyl var. Elinizde hazir parcalar varsa denemek isterim."

"Modellik mi?" Baekhyun'un menekse rengi lenslerinin ardindaki goz bebekleri umutla parladi.

"Bana yardim edersen sana cok uygun seyler bulabilecegimden eminim."

"Size nasil bir yardimim dokunur bilemiyorum."

"Haftaya benim de bir defilem var. Son bir prova almam gerekiyor; fakat lanet olsa model mankenim telefonlarima cevap vermiyor."

"Tabi ki yardimci olmak isterim; ama olculer konusunda sorun yasamazsiniz umarim."
Baekhyun bir kac adim geri cekilip kendi etrafindan donmesi icin Chanyeol'e isaret verdi. Chanyeol geri cekildi, sonra arkasini dondu ve yeniden Baekhyun'e yuzunu cevirdi.

"Mukemmel olcu uyumlari... Benimle gel." dedi Baekhyun parlayan menekse lensleriyle.
Chanyeol'u arka taraftaki prova bolumune goturdu. Baekhyun'un asistanlarindan biri de peslerinden geldi.

Chanyeol uzerindekileri cikarip sadece boxer ile hazir bir vaziyette beklemeye koyuldu. Asistan askidan ilk pantolon ve sadece yelekten olusan bir kombinasyonu indirdi, Chanyeol'e giymesi icin uzatti. Tipki gercek bir model gibi hizli ve profesyonel bir sekilde pantolunu uzerine gecirdi ve yelegi giyip iliklemeye baslayacakken, Baekhyun onu durdurdu. Karsisinda kendi sanat eserine bakan heykeltiras gibi bir sure izledi. Sonra Chanyeol'e yaklasip yelegin dugmelerini kendi ilikledi. Arka tarafina gecti, bel kismindan biraz cekistirip igne ile isaretledi. Asistan ikinci kombinasyonu, ucuncu kombinasyonu ve geri kalanlari sirayla Chanyeol'e giydirdi, Baekhyun hizli hizli gerekli olanlarda duzeltmeleri ya da isaretlemeleri yapiyordu. Her firsatta da yumusacik ve narin parmaklariyla Chanyeol'un teninde gezintiye cikmayi ihmal etmiyordu. Bu dokunuslar karsisinda Chanyeol'un buz gibi durmasi ise Baekhyun'u cileden cikarmisti. Kimse O'nun sehvetli dokunuslarina karsi koyamazdi.

Yaklasik 3 saaatin sonunda isleri bitti. Baekhyun, Chanyeol'e kendisine yardimci olmasina tesekkur olarak yeni tasarimlarindan en begendigi iki parcayi hediye etti.

"Bunlar, en yeni tasarimlarim ve dunyada gorucuye cikacaklar. Ama sanirim en iyi senin uzerinde durdu."

"Tesekkur ederim." diye karizmatik bir gulusle karsilik verdi Chanyeol.

"Bir yemege ne dersin? Belki biraz is konusuruz."

"Bana is teklif etmeyi mi planliyorsun?"

"Isini aksatan insanlardan nefret ediyorum. Bu da demek oluyor ki o sorumsuz model bozuntusuyla calisamam. Tabi eger sen de istersen..." derken elini Chanyeol'un kolunda bir asagi bir yukari hafif hafif gezdiriyordu.

"Baska istedigin seyler da var gibi." Chanyeol'un gozbebekleri tutusmustu.

"Herkes bir seyler ister. Yemege gidiyor muyuz?"

"Pekala gidelim o zaman. Bildigim harika bir yer var."

"Tamam, ben su son islerimi tamamlayip 2 dakikaya kadar geliyorum." sehvetli bir bakis atip Chanyeol'un yanindan uzaklasti.
Chanyeol, Kris'i aradi.

"Efendim, ufaklik."

"Kris, Savory'ye geliyoruz. Restorant seflerinden birine soyler misin 2711'e romantik bir yemek servisi hazirlatsin. Yaklasik yarim saat kadar sonra orada olacagim."

"Wooaaahhh, bizim bebek devimiz, romantik bir avci mi olmus."

"Dostum, adam moda tasarimcisi, fazla romantik ve fazla narin."

"Biliyorum, biliyorum. Iyi dusunmussun Channie, tamam soylerim cocuklara hazirlarlar bir seyler."

"Tesekkurler, Benben." telefonu kapatti.

"Tamamdir, cikabiliriz." dedi gulumseyerek yanina gelen Baekhyun.


...


"Okul bitince napicaksin, Sehun."

"Bilmiyorum Tao. Belki ben de senin gibi unlu bir manken olurum."

"Seninle, rakip olmak eglenceli olurdu."

Monday, July 15, 2013

Tradianen (Part-3)

"Heeeyyyyyy!!!!!!" nefes nefese son gucuyle bagirdi Yixing, hizla uzaklasan otobusun arkasindan.

Ah simdi bir diger otobusu mu bekleyecekti. ~Neden hep boyle seyler benim basima geliyor, neden? Simdi ben nasil donecegim lanet olasi yurda.~

Yixing alti aydir dil egitimi icin burdaydi, Konkuk Universitesi'nin yurdunda misafir olarak kaldigi bu alti aylik sure boyunca, neredeyse her hafta bir kez, yurda donus saatini kaciriyor, sonra sirin suratiyla guvenlik gorevlisine yalvarir gozlerle bakarak kendini iceri aldiriyordu. Her hafta "Soz veriyorum bu son bir daha gec kalmayacagim." bos vaadiyle adami guldurur olmustu.  Ve yine o sure icinde dilde de bu sehre alismak konusunda da pek yol kat etttigi soylenemezdi. Hala metroda kayboluyor, otobus saatlerini bir turlu aklinda tutamiyordu. Yurttaki odasinda Tayland, Cin ve

Malezyadan gelen 3 arkadasiyla kaliyordu. Arkadaslari arasinda da daha ilk gunlerden kendini sevdirir olmus yaptigi gulunc hatalarla da onlara nese kaynagi gorevi gormustu.

Caddede metroya dogru yururken, "Son bir hafta, bir hafta sonra tum bu sacmaliklardan kurtuluyorum. Evime, anneme donuyorum." dedi ve derin bir nefes aldi.

"Neden kendi kendine konusuyorsun?"

"Ah, ne?" Panikle sicrayarak yaninda aylak aylak yuruyen uzun boylu cocuga bakti.

"Merhaba. "

"Me-merhaba." Yanındakinin rahatlığının aksine tedirginlik ve gerginlik sarmıştı etrafını.

"Yurda mi gec kaldin yine?"

"Bunu nereden biliyorsunuz?"

"Biz seninle ayni yurttayiz Yixing, beni hatirlamadin mi?" keskin ve seytani bir gulumsemeyle Yixing'in gozlerinin icine bakiyordu.

"Seni hic gordugumu hatirlamiyorum."

"Ben senin gibi yurda hic gec kalmiyorum, belki bu yuzden gormuyorsundur." simdi gulumsemesine daha sirin bir hava vermeye calisiyordu. Birilerine rol yapmakta ne kadar da beceriksiz oldugunu gecirdi bir an icinden. Belki de bu yuzden onu ava gondermemisti Pro.

"Ah, ozur dilerim." sag elini kafasina goturup saclarini karistirdi. "Sen de gec kalmis oluyorsun bu durumda sanirim." diye Kai'ye sirinlik yapmaya calisti.

"Kutuphanede calisiyordum, saatin gec oldugunu farketmemisim, otobusu kacirdim ve simdi metroyla donmek zorundayim."

"Ben de... Nefret ediyorum metrodan, yurda kadar tekrar yurumek zorunda olmak cok sinir bozucu." Dudaklarini buzdu durumdan hosnutsuzlugunu mimikleriyle de ifade etmek ister gibiydi.

"En azindan ben bu aksam yalniz olmayacagim." dedi havali bir tavirla.

"Ah.. oyle mi?" dedi Yixing, simdi kafasi onde ayak uclarina bakiyordu. Biraz kirilmisti, Karsisinda hala ismini bile bilmedigi ama kendi yurdundan oldugunu soyleyen muhtesem gorunumlu cocuk onunla beraber gelir sanmisti.

"Neyin var?"

"Hic." Kafasini yerden kaldirmiyordu.

"Seninle birlikte yurda gelmemde bir sakinca mi var yoksa?" kendisinden biraz daha kisa olan Yixing'in karsisinda biraz egilerek ayni goz hizasina gelmeye calisti.

Yixing, parlayan gozleriyle bir anda kafasini kaldirdi ve Kai'ye kocaman gulumsedi. Sag yanaginda bir gamze belirdi. "Ben sanmistim ki..."

"Bu saatte bir yurda gec kaliyorum, ayni yere giden birine rastliyorum. Sanirim daha sansli olamazdim."

"Ben Yixing. Zhang Yixing..." dedi dudaklarini birbirine bastirip bir cizgi halinde gulumsemeye devam ederek elini uzatti.

"Kim Jongin." dedi Kai soguk bir ses tonuyla ve kisa keserek.

Metroya binene, metroda, metrodan inene kadar Yixing his susmadan bir seyler anlatti. Cin'deki yasami, buraya nasil geldigi, oda arkadaslarina kadar her seyi. Kai anlattiklarinin tek bir kelimesini bile dinlemiyordu. Zaten bunlarin tumunu en ince ayrintisina kadar biliyordu.

"Ve sonunda haftaya Cin'e donuyorum. Orada bir dans okulu acmayi dusunuyorum hemen." dedi Yixing.

Kai bir anda uykudan uyanir gibi irkildi. "Biliyor musun Yixing, gitmek icin bir haftan var ve ben o zaman kadar gunlerini dolu dolu gecirebilecegin bir yer biliyorum." dedi. Yixing'in yine gozleri parlamisti.

"Benim devamli gittigim bir dans okulu var ve harika insanlar orada calisma yapiyorlar, mutlaka gelmelisin."

"Tanrim, bu harika bir haber, elbette gelirim." Heyecanla olduğu yerde kıpırdandı.
Iste yine o guzel gamzeli cocukca gulumseme diye gecirdi icinden Kai ve cebinden bir kart cikarip Yixing'e uzatti. "Haftada bir bir otelde toplantilar duzenlenir. Her gun de 09:00-22:00 arasi dans egitimleri veriliyor."

Yixing'in bu bilgilerden sonra dans uzerine yaptigi kapsamli konusma esliginde yurdun kapisina gelmis olduklari icin sukretti Kai.

Yixing cantasindan giris karitini cikarmak icin savasmaya basladigi sirada; "Yixing, sanirim cep telefonumu metroda dusurdum. Bir an once gidip bulsam iyi olucak."

"Gercekten mi? Seninle geleyim, yardimim dokunur belki."

"Gerek yok, daha fazla sen gec kalma. Zaten hemen gider gelirim ben. Sonra gorurusuz."

"Peki, tesekkur ederim. Iyi geceler, Jongin ssi."
Kai yavaş, yine aylak adimlarla kaldirim boyunca ilerlerken Yixing giris karti elinde cekingen bir halde guvenlige yoneldi. Buyuk demir kapinin yaya girisinden gecerek, kafasini guvenlik kulubesinin kucuk kare camindan uzatan guvenligi her zaman ki ve en dogal gülümsemesiyle selamladi. Adam Yixing'e gecmesi için izin verince, Yixing ayaklarina poposuna vuracak kadar hizli bir sekilde, yurt binasina kostu, merdivenleri ikiser ikiser tırmanarak, ikinci kata ulastiginda, ziplayip kendi odasinin onunde durdu.

Sessizce iceri girdi, arkadaslarinin uyumus olabilecegini goz onunde bulundurmasi gerekiyordu ki ucu de uyuyorlardi. Parmaklarinin ucunda iceri suzuldu, cantasini yavasca yere koyup, gomlegini, t-shirtunu ve pantolonunu sarsak hareketlerle cikarip dolabina tikistirdi. Uyurken giydigi sortunu uzerine aceleyle gecirip, elleri basinin altinda birlesik sirt ustu yataga uzandi. Jongin yurda geri donmus muydu acaba? Dans edebilecegi bir yer, ne buyuk sevincti. Bu dusunceler etrafinda donerken yavasca uykuya daldi.
.
..

Kai yine ayni odadaydi, icerisi yeterince karanlikti. Camdan iceri giren sehrin isiltisi disinda odayi aydinlatan hicbir sey yoktu. Buyuk beyaz nevresimli yatagin kenarinda, masum bir cocuk gibi sirt ustu uyumakta olan figuru izledi. Derin bir nefes alip yavasca yatagin diger tarafina dolasip Suho'nun yanina uzandi. Elini dikkatli bir sekilde ona uzatip saclarina dokundu, sonra hafifce parmaklarini yuzunde gezdirdi. Suho oldugu yerde kipirdandi ve yavasca gozlerini araladi. Etrafina yari acik gozlerinin arasindan bakti, kimse yoktu, tekrar gozlerini kapatip kendini uykuya birakti.

Ruya goruyordu. Onceki geceki koyu kumral sacli cocuk yanindaydi, elleriyle Suho'nun yuzunu oksuyordu, parmaklari, Suho'nun alnindan burnuna oradan da dudaklarina iniyordu ve simdi de boynuna. Kumral sacli tam karsisinda ona bakiyordu. Burunlari neredeyse birbirine dokunacakti ve nefesi kendi nefesine karisiyordu.

Suho bir anda gozunu acti, gordugu bir ruya degildi. Kumral cocuk yatakta yaninda, dudaklari dudaklarina degmek uzereydi. Suho, bir anda nefesiz kaldi. Kai, dudaklarini Suho'nunkilere bastirmis onu opuyordu, karsi koymadi. Suho'nun dudaklari yavasca aralandi ve Kai'ye karsilik vermeye basladi. ~Tadi ne kadar da guzel.~ diye gecirdi icinden. Kai'nin elleri Suho'yu boynundan kavradi ve onu yatakta oturur pozisyona getirdi. Hala opusuyorlardi ve birakmaya hic de niyeti yok gibiydi.

Suho'nun tum kaslari gevsemis, kendini bir caglayanin serin sularina birakmisti. O sirada Kai dudaklarini cekti ve icinde binlerce yildizin parladigi gozleriyle Suho'ya bakti.

"Demek, Luhan'i daha cok arzuluyorsun, Suho?" dedi.
~Suho mu? Bu ismi sadece ailemin bildigini saniyordum.~ dusuncesi beyninde simsek gibi cakti ve bir anda dusunceleri yerine geldi, kendini toparladi ve karisindakine soran gozlerle bakmaya basladi.

"Odama nasil girdin?"

"Once sen benim soruma cevap vermelisin."

"Anlamadim."

"Luhan'i arzuladigin icin mi ikinci kez aradin?"

Luhan... Demek ismi buydu o muhtesem yuzlu kizil sacli cocugun. Gercekten O'nu arzuladigi icin mi aramisti ikinci kez. Yoo, hayir aslinda Jongdae'ye ulasmak istemisti; fakat... ~Fakat telefonu yine o acar umuduyla aradin.~ dedi icindeki ses. Kafasini salladi, neler geciyordu aklindan. Kimdi bu, nasil girmisti odasina nasil bunu bilebilir ve sorgulayabilirdi. Kizil sacliyi, ismi Luhan olan cocugu taniyordu. ~AMA ODAMA NASIL GIRDIN!!!~ icinden haykirmisti.

"Odama nasil girdin?" diye yineledi sorusunu icindeki sese inat bir sakinlikle.

Kai elini kaldirdi ve hafifce parmaklarini saklatti, "Iste boyle." dedi sırıtarak. Bir anda yuzu dustu ve ciddi bir ifadeye burundu. "Oysa sen sorumu hala israrla yanitlamiyorsun." gozlerindeki yildizlar sonmus, o koyu kahvarengi goz bebeklerinin gokyuzu kararmisti.

"Tanrim, saka mi tum bu olanlar. Gece yarisi odama hirsiz gibi geliyorsun ve beni sorguluyorsun." ~neden kizamiyordum ki O'na, oyle guzel duruyordu ki karsimda ve o kadar seksiydi ki.~ Suho'nun yine kaslari gucsuzlesmis, yaninda yatagin kenarinda oturan varligin guzelliginde tum bedeni kaybolup gitmisti. Yeniden dudaginda Kai'nin nefesini hissetti,~ahh yine basliyoruz.~ bu seferki daha kisa surmustu ama.

"Cevap ver." diye sertce cikisti Kai.

"Ben sadece Jongdae'ye ulasmak istemistim. Bu nasil bir oyun boyle? Siz kimsiniz, benden ne istiyorsunuz."

"Sadece seni Suho. Yoksa Junmyeon mu demeliyim."
Inanilmayacak bir sakinlikle, "Peki senin adin ne?" diye sordu Suho. Gerçekten çok merak ediyordu çünkü kafasında bu yüzün sahibini sıradan bir sıfat olan ‘kumral çocuk’ ifadesiyle hatırlamak istemiyordu. Zaten böyle bir varlığın ismi bile sıradan olamazdı. Tıpkı Luhan gibi… Luhan ismini hayatı boyunca hiç duymamıştı. Herhalde ondan başka da kimseni adı Luhan değildi bu dünya üzerinde.

"Kai." hışımla ayaga kalkti yataktan bir adim uzaklasti. Delip gecen bakislariyla Suho'ya bakip,

"Bana adımı sorarken bile onu düşünüyorsun.”

"Ne sacmaliyorsun sen!" diye bagirdi Suho dayanamayarak.

Kai bir anda uzerine atladi Suho'nun elini tuttu. Suho yine o jet ucagindaydi, tum oda ayaginin altindan kayip yok oldu. Midesi bulaniyordu. Hizli hizli gozlerini kirpistirdi. Simdi baska bir odadaydi, bembeyaz bir oda, bembeyaz bir yatak ve yatakta uyuyan kizil sacli. Sok geciriyordu, Suho. Tum vucudu titriyor, ayaklarinin uzerinde zor duruyordu. Bu ani hareketlenme tüm dolaşım sistemini ve sinir sistemini felç etmişti sanki. Kai'nin elini, sıkı sıkı tuttuğunu ve ayakta kalabilmek için ondan destek aldığını farketti.

"Luhan uyan." dedi yuksek sesle Kai ve ayni anda Luhan gozlerini acti.

"Yine ne oldu, cikolata cocuk." dedi alayci bir ifadeyle siritarak ve Suho'yu gorur gormez gozleri faltasi gibi acildi. Tum bu tepki degisimleri belki de bir saniye kadar surmustu yeniden alayci Luhan haline dondu. "Hmmm, misafirimiz var demek. Beni mi ozledin Junmyeon ssi. Buraya kadar yorulmana gerek yoktu.."

"Siz nesiniz boyle? Beni buraya nasıl getirdin?”

"Kai, buna sen cevap vermek ister misin?" Luhan hala alayci alayci siritiyordu.

"Iste seni arzuladigin adama getirdim." dedi Kai ve Suho'nun elini birakip hizlica odadan cikti.
Luhan, oldugu yerden kalkip Suho'ya yaklasti. Yuzunu ellerinin arasina alip "Seninle zaman gecirmeyi ben de cok isterdim; ama yarin bir konugum olacak ve onu karşılamak için dinlenmis olmaliyim." dedi. Suho bir anda uyur vaziyette Luhan'in kollarina yigildi. Luhan, Suho'yu yataga yavasca yatirip odadan cikti ve Kai'nin odasina daldi.

"Sen ne yaptigini saniyorsun? Pro bu olanlari ogrenmeden, O'nu evine gotur."

"Seni arzuluyordu ben de sana getirdim." dedi karanlik bakisiyla.

"Burda oyun oynamiyoruz Kai. Onun gucune ihtiyacimiz var; ama bu sekilde olmaz. Kendi bize gelmeli."

"Zaten geldi."

"A-ha, anladim! Benimle rekabete girmene gerek yok. Unutma ki seni de buraya ben getirdim." dedi kendiyle gurur duyar bir ifadeyle.

"..."Kai Luhan'in gozlerinin icine bakiyor, bakislariyla onu delip geciyordu.

"Kai, sen gorevinde cok iyisin ve kendinden suphe etmemelisin. O icerideki umrumda bile degil; ama goruyorum ki senin umrunda."

"Seni istiyorsa gorevimi iyi yapmiyorum demektir."

"O, anlamak icin aradi bizi. Benim icin degil. Su an yatagimda uyuyor hafizasini sildim, uyanmadan lutfen evine geri gotur O'nu."

"O'nun o kadar da masum olmadigini sen soyledin, oysa ki." Luhan'in yanindan gecip kapiyi acarken,

"Ha bu arada gamzesi varmış, sen seversin." diye ekledi.

"Kimin?" diye seslendi Luhan; fakat Kai coktan odadan cikmisti.
Luhan'in odasina girince, yine masum masum uyuyan figuru izlemeye koyuldu. Sonra onu kollarinin arasina alip, parmaklarini saklatti, bir saniye sonra Suho'nun odasindaydilar. Onu dikkatlice yataga yatirdi, uzerini orttu, bir süre daha izleyip kendi de uyumak istedigi icin parmaklarini yeniden saklatip Tradianen'deki odasina dondu.

...

Yixing, sabah erkenden telefonunun alarm sesiyle oyanip, duş almak icin banyoya gitti. Saat sekizde Korece sinifindaki yerini alip, dersin baslamasiyla dusuncelere daldi. ~Jongin, aksam yurda girebilmis miydi? Hangi kattaydı?~ Cantasinin on gozunden dun aldigi karti cikarip inceledi.
Ogleden sonra dersi bittiginde yurda donup, uzerini degistirdi. Uzerindekiler dans etmeye daha uygun kiyafetlerdi simdi. Rahat bir esofman ve bol kolsuz bir t-shirt un icinde yeterince iyi hissediyordu kendini. Karti cikarip telefon numaralarindan birini cevirdi. Telefon ucuncu calisinda acildi.

"Merhaba, ben dun Jongin'den..."

"Savory Hotel 2004 numara." dedi karsisindaki ses Yixing'in cumlesini yarida keserek.

"Ah, tamam." dedi Yixing coktan yuzune kapanmis olan telefona.
~Sanirim, toplanti gunu. Jongin bahsetmisti.~ diye icinden gecirip cantasini sirtina takti ve odasindan cikti. Yurttan ayrilirken kapida sigara icen guvenlik gorevlisi; "Bu aksam da gec kalirsan sabaha kadar benimle burada nöbet tutmak zorunda kalirsin, genc adam." diye saka yollu seslendi.

"Gec kalmamaya calisicam; ama gec kalirsam da bu sorun olmaz, ahjussi." dedi ve yine o gamzeli sirin gulumsemesiyle kapidan cikip kendini caddeye atti.
Alti aydir yollari ogrenmemekte israr eden Yixing'in carsida gezerken neredeyse her gun onunden gectigi oteli bulmasi da cok kolay olmamisti. Nasil oluyordu da her seferinde kaybolabiliyordu ki.

Otelin doner kapisindan iceri girdi, saskin gozlerle lobiyi inceleyerek resepsiyona giderken birinin ismini seslendigini duydu. Resepsiyonun karsisindaki lobinin koltugunda oturan, kizil sacli uzun boylu bir gencin ona elini kaldirip isaret ettigini farketti. Saskinlikla gence dogru yuruyup oturdugu deri koltugun yanindaki kanepeye zarif bir hareketle kivrildi.

"Merhaba." dedi cekinerek,"Sanirim telefonda sizinle konustum." Telefondaki sesi hatırlamıştı.

"Evet, ismim Luhan. Bugun bir toplantimiz olacak, 2004 nolu odada."

"Memnun oldum. Jongin de gelecek degil mi?"

"Ah, elbette gelecek. Sonrasinda da dans okuluna gecip biraz calisacagiz. Seni aramizda gormek guzel." keskin bir gulumsemeyle Yixing'e bakiyordu.

Kendisini bastan asagi suzen ve seksi seksi gulumseyen bu gencin yorungesine girmisti coktan Yixing. Purussuz bir teni, yuvarlak gozleri ve dudaginda cizgi halinde duran yara izi... Tuhaf bir sekilde yuzu cok tanidik geliyordu. Yixing'in kalp atislari hizlanmaya basladi yavas yavas, karsisindaki gencin ne kadar yakisikli olduguna inanamaz halde sessizce ona bakmayi surdurdu.

Yurda geldiginden beri sadece Taylandli cocukla birlikte olmustu. Aralarinda iyi bir kimyanin oldugunu dusunuyordu. Cogunlukla ders bitimi kutuphanede zaman gecirip, raflarin arasinda birbirlerine kur yaparlardi. Pazar gunleri de Cinli ve Malezyali oda arkadaslari yuzmeye gittiklerinde odada yalniz kalabiliyorlardi. Burasi bu yonden rahatti. Cin'deki gibi gay oldugunu herkesten saklamak zorunda degildi. Buyukbabasi basta olmak uzere tum ailesi bu konuda onu sık sık koseye sikistiran sorular yoneltiyorlardi. Cunku birkac kez annesi telefonunda bazi mesajlar yakalamis,

Yixing'de onceden planladigi iki kaliplasmis yalan cumlesiyle olayi gecistirebilmisti. Kore'de dil okulu teklifini kabul etmesi, ailesinin baskisindan uzaklasmak hem de orada ayrildigi erkek arkadasini unutma cabasindan baska bir nedene dayanmiyordu.

"Seni taniyorum." dedi birden icinde bulundugu dusuncelerden siyrilip Luhan'in gozlerinin icine bakarak, "Sen O'sun, kayip cocuk, kayip varis."

Luhan, bir an afalladiysa da hemen eski soguk tavrini takinarak Yixing'e bakti. "Bunu mu dusunuyordun, dakikalardir."

"Dakikalardir? Nasil yani?" o kadar uzun süredir transta mıydı? Belki de Luhan onunla konuşmaya çalışmıştı ve Yixing düşüncelere daldığı için duymamıştı. Utanarak kafasını önüne eğdi.

"Bilmiyorum, dalip gittin, Aklindan neler geciyor, Yixing?" seytani gulumsemesi geri gelmisti. Tabi ki Yixing'in aklindan nelerin gectigini adi gibi biliyordu bu onun ozelliklerinden biriydi. Beyin kontrolu...

Yixing, Luhan'in neden bahsettigini anlamisti, yuzu kizardi, dudaklarini birbirine bastirip, yeniden kafasını eğdi ve onundeki sehpaya bakmaya basladi.

"Hadi, Yixing biz cikalim. Digerleri de birazdan burada olurlar." eli ile Yixing in omzuna hafifce dokunup ayaga kalkti ve asansorlerin oldugu ara koridora dogru agir agir ilerlemeye basladi.

"Tamam." dedi sessizce Yixing ve onunde havali havali yuruyen figurun arkadan da ne kadar yakisikli gorundugunu dusundu. ~neler oluyor bana?~ icinden kendini sorgulasa da coktan bu adamdan etkilenmisti.

Asansore bindiler, kapi kayarak kapandi ve kata dogru yol almaya basladi. Yixing kafasini yerden kaldirip yaninda duran Luhan'a bakti.

"Bunun icin asansorde yeteri kadar zaman olmuyor." dedi Luhan, yan gozle Yixing'e bakarak.
Yixing'in icindeki ses bir anda cigliklarla sonsuz bir karanliga dogru dusmeye basladi. ~Demek ki O'da hissediyor, aramizdaki elektrigi hissediyor. Beni istiyor.~ Ic sesi karanlik cukurdan cikip sevincle gozlerini kirpti.

Kata geldiklerinde asansorun kapisi yeniden kayarak acildi, Yixing Luhan'in pesinden adimlarini takip ederek asansorden indi.

"Bu asansorlerin nesi var boyle. Insanin aklini basindan alacak seyler dusundurtuyorlar." diye siritan bir ses tonuyla konustu Luhan. Saskinliktan ve gecirdigi sok nedeniyle sag ayagi sol ayagina takilan Lay tokezledi ve kendini dusmekten son anda kurtarip toparlandi.

Odanin kapisinin onune geldiler, Luhan karti kilide sokup kapiyi acti, tekrar iceride kapinin yaninda duran bir baska bolmeye karti yerlesti ve oda aydinlandi. Yixing'i kolundan tutup iceri cekti, kapiyi arkalarindan kapatti. Odanin kapisinin ic tarafinda Lay kapiya yaslanmisti ve Luhan'in elleri omuzundaydi. O kadar gucluydu ki hareket edemiyordu bile.

"Aklindan nelerin gectigini biliyorum Yixing." Havayi koklar gibi kafasini kaldirip nefes aldi. "Ah... Hissedebiliyorum, boylesine masum bir gorunusun altinda nasil bir arzunun yattigini."

Yixing, saskindı; fakat bir anda icinden gulme istegine karsi koyamadan kizararak karsisindaki adama  gulumsedi. Utanctan ve arzudan alev alev yanan sag yanagindaki goz alici gamzesi ortaya cikmisti.

"Demek bundan bahsediyordun Kai." diye mirildandi Luhan, Yixing'in algilayamayacagi bir ses tonuyla.

Hala kapida yaslanmis vaziyette ellerinin altinda duran, utangac ve arzulu gence alev alev gozleriyle bakti. Kafasini yana egdi ve dolgun dudaklarinda kesfe cikmak icin ona yaklasti. Yixing gozlerini kapatip gelecek olan opucugu karsilamaya hazir dudaklarini araladi. O kadar hizli nefes aliyordu ki; vucudundaki oksijen dengesi bozulmustu ve basi donmeye baslamisti. Ayakta zar zor duruyordu, dudaklarina sicacik bir dokunus nefesini bir bicak gibi kesip atti. Bedeni bu sicakligin gucune daha fazla dayanamaz hale gelmisti. Tutkuyla Luhan'a karsilik vermeye basladi. Saniyeler suren bu tutku alis verisi Yixing'e bir omur gibi gelmisti.

"Bu mirasçı isine unutalim olur mu? O hayat artik benim icin yok." dedi Luhan, nefesi hala Yixing'in nefesine karisiyordu.

"Peki." neye onay verdiginin bile farkinda degildi aslinda Yixing bu sozcuk agzindan dokulurken, gogus kafesi inip yukseliyordu.

"Ve sen de o hayati birakip bana katilmalisin."
Faltasi gibi acilan gozleriyle karsisindaki mukemmelige bakti. ~Burada kalmami istiyor, beni istiyor.~ icindeki ses yine karanlik cukura dogru yuvarlanmak uzere yol almisti. Su an Luhan ne istese onu yapmaya hazir oldugunu dusundu. Hayatinda ilk defa bir insan Yixing'i daha ilk dakikada ele gecirmisti.

Luhan, ellerini Yixing'in uzerinden cekip geri bir adim atti, "Gel benimle." hipnoz olmus gibi efendisinin pesinden gitti Yixing. Kocaman bir yatagin yaninda duruyolardi. ~ahh su lanet surat, her seferinde kizarip durmak zorunda mısın? Yuzune bile bakamiyorum utanctan.~ kendi kendine kizarak zorlama bir hareketle kafasini kaldirip Luhan'in gozlerine bakti.

"Gercekten istiyorsan... Kalirim."