Friday, April 12, 2013

Teoki Yeohaeng - 터키 여행..(Part - 1)


         Bir elinde, ucunda küçük bir Güney Kore bayrağı takılı sopasını havada sallayarak ilerleyen tur rehberi; diğer eliyle de gelen aramayı yanıtlamak için çantasında, çalmakta ısrar eden telefonu bulmaya çalışıyordu. Bir an durakladı, bayrağı koltuk altına alıp iki eliyle çantasını karıştırmaya başladı. Sonunda telefonuna ulaşan tur rehberi yüzünde meydana gelen zafer edasıyla telefonu yanıtladı.
         "Efendim, Messy"
         "Hanım nerdesin iki saattir."
         "Unuttun mu, bugün Cumartesi."
         "Eeee."
         "Bugün benim rehberlik günüm."
         "Pazar günü değil miydi, shiftini mi değiştirdin?"
         "Bugün olması gereken arkadaşın kursu varmış. Onunla değiştirdik."
         "Efff, hafta sonu organizasyonu yapalım diye aradım seni, yalan oldu yani şimdi."
         "Eh, öyle gibi. Siz buluşun gelirsiniz bir ara yanıma da. Bugünkü tayfa Koreli."
         "Laaaannn, cidden mi? Tamam öğleden sonra sendeyiz."
         "Tamam, Sultanahmet'te olucam ben tüm gün, haber verirsiniz."
         "İyi, hadi mıncırdım."

        Turist kafilesinden iki tip tüm bu telefon görüşmesi boyunca kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Sıska olan kısa boylu olana öndeki tur rehberini işaret edip;
         “Bize nereye gittiğimizi söylemek yerine telefonla konuşuyor. Bunu da nereden buldular böyle.”
         “Belki önemli bir konudur belki.”
         “Dostum, çok iyi niyetlisin.”
         “Sen ise çok kötü.” Gülüştüler ve etrafın fotoğrafını çekmeye koyuldular.

         Kafile, Sultanahmet’e geldikleri otobüsten baya bir uzaklaşmış; bu sırada telefon görüşmesini bitiren tur rehberi, yanından geçtikleri tarihi yapı hakkında bilgi vermeye başlamıştı.
Herkes ilgiyle genç kızı dinliyor ve profesyonel fotoğraf makinelerinin flashlarını peş peşe patlatıyorlardı. Nisan ayı için güzel denecek havalardan biriydi. Sultanahmet’te tüm her yer yeşile bürünmüş, ağaçlarda toz pembe ve beyaz çiçekler açmıştı.
Farklı ülkelerden gelmiş binlerce turist tarihi yarımadanın altını üstüne getirmeye yemin etmiş gibi etrafta dolaşıyorlardı.

         “Eylül Hanım! Eylül Hanım!”
Ayasofya’ya giriş kuyruğunda beklerken bir yandan da Ayasofya’nın nasıl camii haline geldiği bilgisini veren tur rehberi, sesin geldiği yöne bakıp, yakışıklı turiste;
         “Evet.” Dedi.
         “Üzgünüm; ama merak ettim, neden bir çok insan sarı-kırmızı renklerde giyinmiş. Özel bir gün mü bugün?”
         “Ah, evet. Bugün burada Galatasaray ve Real Madrid arasında oynanacak olan Şampiyonlar Ligi maçı var. Bu insanlar Galatasaray taraftarları ve takımlarını desteklemek için böyle giyinmişler.”
         “Real Madrid mi? Woooww. Bizim izlememiz de mümkün mü?” bu sırada konuyu dağıtmış olan gence diğer turistlerden mırıldanmalı tepkiler geliyordu; gencin arkadaşları da O’nu taklit edip gülüşüyolardı.
         “Bilet almak istiyorum.”
         “Bunun pek mümkün olabileceğini sanmıyorum. Bu önemli bir maç ve biletleri günler öncesinden tükendi.”
         “Bulmalısınız. Şirketle görüşebilir miyiz”
         “Tabi, ben sizin adınıza görüşeceğim. Şimdi lütfen içeri girelim ve bu güzel tarihe şahitlik edelim.” Yeniden genele seslenip onları Ayasofya’nın içine doğru yönlendirdi tur rehberi.
         “Pabo…Ahahahaaahdakkdjak” diye omzuna vurdu futbol meraklısı arkadaşının ismi Eunhyuk olan sıska genç.
         “Ya! Hyukjae!” diye karşılık verdi Donghae.
         “Hyung, ben İspanya’da Barcelona’nın maçına gitmiştim. O adamlar inanılmaz, “
         “Benimle maça gel o zaman, Kyu.”
         “Ben de gelicem.” Dedi. Uzun boylu yakışıklı.
         “Stadlara, atların girmesinin pek mümkün olduğunu sanmıyorum dostum.” Diye dalga geçti sıska genç.
         “Balıklar ve maymunlar girebiliyorsa ben de girebilim, Hyuk.” Diyerek karşılık verdi yakışıklı olan.
         “Hey! Yesung hyung fotoğrafımızı çekiyor, poz verin millet.” Diye seslendi ufak tefek şirin genç. Hepsi yan yana geçip ‘V’ pozu vererek sırıttılar.
         “Hyung, fotoğrafa bakabilir miyim?” diye Yesung’un yanına yaklaştı Sungmin isimli yakışıklı kumral genç. Telefonda gördüğü fotoğraftan sonra gözlerini devirdi ve; “Yanlış alarm beyler, adam kendi selcasını çekiyormuş.”
        “Ya!.. Hyung!..” diye tepki verdiler Yesung’a. Yesung ise şeytani şeytani gülümseyip. “Aptallar.” Demekle yetindi.

        Eskiden kilise olan ve İstanbul’un fethinden sonra camii olarak kullanılan dev Ayasofya’nın ihtişamına kapılmış herkes kubbeden ve işlemelerden gözlerini alamıyordu. Bu sırada tur rehberi genç kız, kısa boylu, Donghae isimli gencin yanına yaklaştı. “Mr.Lee, akşamki maç için kaç bilet istediğinizi öğrenebilir miyim?”
         “Ben, Hyuk, Yesung hyung, Siwon, Kyu, Ryeong ve Sungmin hyung, Henry ve Zhoumi. Hmmm 9 kişilik lütfen.” Dedi.
         “Tamam. Hemen ilgileniyorum.” Dedi ve elinde tuttuğu telefonu kulağına götürüp. “ Burcu Hanım, dokuz adet bilet istiyoruz. Yo hayır benim zaten biletim var. Ah, evet biliyorsunuz ben bunu asla kaçırmazdım. Öyle mi, peki o zaman, teşekkürler.”  Telefonu kapatıp Donghae’ye döndü.
         “Maç için gelmesi beklenen bir grubun rezervasyonu iptal edilmiş ve elimizde biletler var. Akşam için maçı izleyebileceksiniz Mr.Lee.”
        “Yesss! Teşekkürler.” Sevinçli genç, sıska Hyukjae’nin boynuna atladı. “Maça gidiyoruz, dostum.”
        “Tamam fishy, in tepemden.”

        Öğle yemeği için, Türk yemeklerinin tadına bakmaları için kafileyi, tarihi bir lokantaya götürdü tur rehberi. Neredeyse herkese tek tek, hangi yemeğin nasıl olduğunu anlatıp önerilerde bulunuyordu. O sırada birkaç saat önce telefonda konuştuğu arkadaşı ve iki arkadaşı daha lokantaya gelip tur rehberine sarıldılar.
        “Nerde yakışıklılar.” Dedi Messy.
        “İki yandaki masadalar. Görmelisin, çok şirinler ve çok şımarıklar.”
        “Yaa, yerim. Hadi bizi tanıştır.”
        “Len, nasıl tanıştırayım.”
        “Üff, utangaçlık yapma kızım.”
        “Ya utangaçlıkla ne alakası var, çalışıyorum ben. Sana çöpçatanlık mı yapıcam.”
        “Yapıcaksın tabi.”
        “Gel Messy, biz kendimiz tanışırız.” Dedi Seda. Messy’nin koluna girip hala menüden yemek seçmeye çalışan genç turistlerin yanına gittiler.
        “Neyse, en azından çocuklar İngilizce bilmiyor.”
        “İyi de bizim kızlar Korece biliyor.”
        “Heeee, o kızmı atlamışım ben, Serbetssi, sorry. Hadi gel bana yardım et, yemek seçemiyorlar.”
         “Tamam. Neden Seoul Restaurant’a götürmedin adamları?”
         “Türk mutfağını merak ediyolarmış.”
         “Eylül kızlara bak!”
         “Bunlardan korkulur.” Dedi tur rehberi
         Seda ve Messy çoktan gençlerin masasına oturmuşlar, onlara yemekler hakkında kronolojik bir sallama hikaye anlatmaya koyulmuşlardı bile.
         “Bu yemek, 1500’lü yılların başında, sarayda padişaha en sık servis edilen yemeklerden biriymiş.” Diye, Seda, kendisine dönük 18 çift göze hikaye anlatıyordu. Yanında oturan Messy ise gözüne kestirdiği garip bakışlı, Yesung isimli çocuğu inceliyordu.
         “İşte bu yüzden yemeğin adı hünkar beğendi kalmış, ve bunu bulan aşçının adı hiç hatırlanmamış.”
         “Wooooaaaw! Sen çok zekisin, tüm bunları nerede öğreniyorsunuz.” Diyerek şaşkınlığını belirtti Siwon isimli yakışıklı.
         “O zaman bu yemekten yemek istiyorum.” Uzun boylu Zhoumi isimli Çinli.
Seda ve Messy’nin yardımıyla sonunda ne yiyeceklerine karar verebildiler. On beş dakika sonra garsonlar yemekleri servis ederken masada kimsenin çatalı kendi tabağında değildi. Herkes yanındaki ya da karşısındaki arkadaşının sipariş ettiği yemeğin tadına bakma çabasındaydı.
         “Bunların bu kadar şirin olabileceklerine inanmıyorum. Ayh deliricem şimdi.”
         “Messy, ben aşık oldum.”
         “Ben de.” Birbirlerine hüzünle bakıp “aawww” diye boyunlarını büküp gülüştüler. 


........ 
*Herhangi bi imla kontrolü yapılmamıştır. Burası yanlış diye artistlik yapmayın olim... Bir de tek bölümde bitmeyeceğini anladım o yüzden bölüm bölüm yayınlamak mantıklı geldi. Neyse, Serbetssi'nin isteği üzerine şimdi O'nun masum hikayesine geçeceğiz. Öptüm....



2 comments:

  1. E geleceği görmüş ol, kapına dayansın arkadaşlar ne diyelim sdbkladblasdu GD maçına giden Suju geldi gözümün önüne allahım XD

    Devamı gelecek hatta part part yayınlanacak demişsin ama devamına dair bir ip ucu yok etrafta :'( Boynu bükük kaldım

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tradianen'den kafayi kaldirirsam olur diye umuyorum. gozlerinden opuyorum UNNIE

      Delete