Saturday, June 22, 2013

Tradianen (Part-1)

Hafta sonu arkadaşlarıyla aquapark planlarını sonunda gerçekleştirebilecekleri için seviniyordu. Haftalardır her seferinde planyapmalarına rağmen her seferinde bir sorun çıkıyor ve bu yaz eğlencesi erteleniyordu.

Bugün hava kendinden beklenmeyecek bir performansla tüm sıcaklığı ve güneşi ile Seoul’u ısıtırken, sırt çantasına havuz şortu, havlu ve yeni giyecekler tıkıp evden çıktı Suho. Arabasına atlayıp Lotte World’e doğru yola koyuldu.  Arkadaşlarıyla ortak buluşma noktaları olarak burayı belirlemişlerdi. Ulaştığı noktadan sonra arabasına ihtiyacı olmayacağı için kapalı otoparka girip dev alanda arabasını koymaya uygun bir park yeri aradı. Olabildiğince kapıya yakın bir yerdi gözüne kestirdiği.

Park işini hallettikten sonra asansöre binip ana kapının olduğunu kata çıktı. Sıcaktan bunalmış olan bir insan seli kendini klimaların egemenliğindeki alışveriş merkezine akarken Suho umursamazca sele karşı kulaç atıyor gibi hissetti. Bu yaptığı saçma benzetmeye elinde olmadan gülüp “Ahh, ne güzel bir gün.” dedi seslice.  Kapıdan çıktığı sırada arkadaşlarından biri omzuna dokunup Suho’nun korkuyla sıçramasına neden oldu. Diğer arkadaşları da ikisine katılınca kendilerini sosyal tesislere dar attılar.

Birkaç saattir havuzda çeşitli oyunlar ve kahkahalarla eğlenirlerken susadığını hisseden Suho, havuzdan çıkıp bir şeyler içmek için poolbara geçti.

Standart erkeklerde olmayan bir yüzü vardı Suho’nun. Hafif çıkık elmacık kemikleri, uzun yüzü, sivri çene yapısı, bir Koreli’ye göre büyük sayılabilecek gözleri ve yüzünden hiç eksik olmayan bir gülümsemesi ile arkadaşları arasında Flower or olarak anılıyordu. Fiziksel özellikleri bir yana genel anlamda soğuk ve garip bir çocuktu. Bunun en belirgin nedeni ise yetiştirildiği aristokratik aile kurallarıydı. İnsanlarla hemen kaynaşamaz önce herkesi uzaktan izler sonra iletişim kurmaya çalışırdı. Tabi doğal garipliği nedeniyle her seferinde ilk izlemi karşı tarafta tuhaf bir tat bırakırdı.

Bugün tüm soğukluk ve tuhaflıklarının aksine poolbara oturup şirin şirin gülümseyerek barmenden bir kokteyl istedi. Yetenekli barmen gösterişli hareketlerle büyük kokteyl bardağına birbiri ardına farklı tatları eklerden hayranlıkla onu izlemeye başladı. Ta ki yanındaki sandalyeden gelen “Seoul’deki birçok insanla ortak noktamız varmış.” sesiyle tüm seyir zevki bölünene dek.  Suho ilk anda yanındaki gencin kiminle konuştuğuna anlam veremeden sadece duyduğu sese tepki olarak kafasını çevirip saf saf yanındakinin yüzüne baktı.

“Üzgünüm, Sizi rahatsız etmek istemedim, sesli düşünüyordum sadece. Sık sık kendi kendime konuşurum da.” beyaz dişlerini göstererek gülümsedi genç adam. İnsanlara temkinli yaklaşan Suho için bir ilkti bu, adama ısınmıştı bir anda.

“Yoo, ben üzgünüm, bir an benimle konuştuğunuzu sandım.” dedi utangaç bir tavırla, sonra dada hazır olan kokteylini almak için barmene dönmeye yeltenmişken yeniden yanındaki yabancıya baktı.

“Aslında biliyor musunuz, ben de çok kendi kendime konuşurum.” Az önce almadığı kokteyl bardağını alıp bir yudum tadına baktı. Havuzdan çıktı çıkalı daha da sıcaklamıştı ve bir yudum bile içini serinletmeye yetmişti.

"Demek ki daha çok ortak özelliğimiz varmış, bu günü burada eglenerek degerlendirmekten baska. Sanirim arkadaslarinizla geldiniz siz de."

"Evet, siz?" çocuk gibi kafasını sallayarak ağzından çıkan kelimeleri destekledi.

"Ben de arkadaslarimla geldim. Bakin orada egleniyorlar. Biraz susadim ve bir seyler icmek icin ara verdim." ileride havuzda sakalasan kizli erkekli bir grubu isaret etti.

"Ayni sekilde. Soguk bir seyler iyi gelir diye dusunmustum."

"Kim Jongdae." elini uzattı gülümsemesine bir saniye bile ara vermeyen yabancı.

"Kim Junmyeon." diyerek uzatilan ele karsilik verdi Suho.

"Memnun oldum, Junmyeon ssi.". Suho, kendini tuhaf hissetmisti. Karsisindaki adamdan acayip bir elektrik yayiliyordu. Keskin bakislari ve joker dudaklarindan yayilan gulumseme cok ilgi cekiciydi. Ister istemez ilgilenmisti adamla.

"Ben de." Diyebildi sadece.

"Benim gidip arkadaslarima katilmam gerekiyor, size iyi eglenceler." dedi genc, bar sandalyesinden kalkip arkasini dondu ve hizli adimlarla uzaklasti. Az once isaret ettigi kalabaligin yanina yaklasinca duraksadi, bir sure bakindi ve baska bir tarafa giderek gozden kayboldu. Az sonra kokteylini bitiren Suho'da oldugu yerden kalkti ve arkadaslarina katildi.

Muhtesem yorucu; ama bir o kadar da eglenceli bir gunun ardindan, evine donen Suho, solugu dusta aldi. Biraz olsun rahatladiktan sonra, ertesi sabah golf oynamaya gidecegi icin erkenden uyudu.

Sabah alarm sesiyle gozlerini acip, israrla calmaya devam eden alarmi susturdu. Yataktan kalkti, yuzunu yikadi, saclarina sekil verip hazirlandi. Golf kiyafetlerini giydi, ayakkabilarini cantaya koydu. Golf setini sirtlayip evden cikti. Tek tek tüm adımları halledip sonunda gitmeye hazır olduğuna kanaat getirince. Kapıdan çıkmadan antrede kendine bi gülücük atıp sırtladığı golf setiyle kapıdan çıktı. Asansorle garaja indi, golf setini arabasinin bagajina ozenle koydu.

Golf sahasina geldiginde, gorevlilerden kendi dolap anahtarlarini aldi, kisisel esyalarini dolaba birakip, golf arabasiyla sahaya girdi. Golf cantasindan golf sopalarindan birini ve toplari aldi her zaman ki bolgede yerini alip, calismaya basladi. Bir ara gozu uc delik ilerde vurus yapmaya hazirlanan bir adama takildi. Tanidik biri gibi gelmisti, adami incelemeye koyuldu. "Woah, cok saglam vuruslari var." dedi seslice.

Uzaktaki adam sanki onu duymus gibi bir anda arkasina donup Suho'ya bakti. Istemsiz olarak geri bir iki adim atti Suho. Korktugu icin mi yoksa sasirdigi icin miydi? Bu adam dun aquaparkta karsilastigi genc degil miydi? Uzaktaki adam hafifce eliyle Suho'yu selamladi ve arkasini donup onundeki topa vurmak icin pozisyonunu aldi. Meraklanmisti, simdi. Daha once O'nu hic buralarda gordugunu hatirlamiyordu. Gorse mutlaka bilirdi. Sopasini omzuna atip golf oynayan gence dogru yurudu.

"Merhaba, dun tanismistik." dedi genc adama.

"Hatirladim tabi ki. Nasilsiniz, Junmyeon ssi?"

"Iyiyim, tesekkur ederim. Sizi daha once burada hic gormemistim, yeni uyelerden misiniz?"

"Aslinda uzun zaman oldu, ben de sizinle hic karsilasmadim, cok garip. Hatta az once sizi farkedince cok sasirdim."

"Ayni sekilde. Belki de farkli gunlerde geliyoruzdur."

"Ben onceden hafta ici geliyordum. Ama son donemde aile varisi olarak islerin basina gecince, hafta sonu gelmek durumunda kaliyorum."

"Ben bir kac senedir babamla calisiyorum, Jongdae ssi. Tek bos zamanim pazar gunu, burada degerlendirebilcegim."

"Iki gun icinde fazlasiyla tesaduf yasamadik mi? Bence bugun bir seyler yapmaliyiz. Arkadasligimizin baslangici olur."

"Tamam, harika bir fikir. Ama once ufak bir savasa ne dersin?"

"Seve seve kabul ederim." genc Jongdae'nin yuzunde seytani bir gulumseme belirdi.

Ogleden sonra saat uce kadar golf oynadilar. Ikisi de inanilmaz keyif almis gorunuyorlardi, dolaplarina donerken. Suho, dusunu da alip ciktiktan sonra, lobide Jongdae'nin gelmesini beklemeye koyuldu.

Yemegi golf kulubunun restoraninda yemeye karar verdiler. Restorant dikdortgen seklinde alabildigine uzun sadece cam kenarinda tek sira masalardan olusuyordu. Muhtemelen musterilerin tum manzaraya hakim olabilmeleri istenmisti. Golf sahasi yapimi icin -henuz- tahrip edilmemis arka kisimdaki ormana ve dogal bir gole aciliyordu tum camlar.

Suho ve Jongdae, herhangi bir masaya oturdular, hizli bir beyin firtinasiyla ne yiyeceklerine karar verip menulerini garsona uzattilar. Kadehlerine dolan kirmizi sarabi yudumlamaya basladiklari sirada, Jongdae:
"Kendimi cocuklugumdan beri yalniz hissederim ben. Her zaman isle mesgul oldu ailem. Beni de kendileri gibi yetistirdiler."
"Bu ulkede bir cok cocugun kaderi bu, yalnizlik."
...
"Guzel bir sohbetti Junmyeon ssi. Eslik ettigin icin tesekkur ederim."

"Asil ben tesekkur ederim." cebinden bir kart cikardi. "Burda numaralarim ve adresim var. Belki golf icin yeniden rakibe ihtiyacin olur."

"Bu da benim kartim. Ne zaman istersen bana ulasabilirsin." elindeki karti Suho'ya uzatti. Vedalasip ayrildilar.

Suho eve gelince, golf takimini dolaptaki yerine yerlestirdi. Evdeki yardimcisindan kendisine bir bardak portakal suyu getirmesini istedi. Ceketini cikarip asti, gecip koltuga kuruldu ve televizyonda kanallari gezinmeye basladi.

Suho, ailesinin evine cok yakin bir sitede tek basina yasiyordu, Yaninda cok uzun zamandir onlarin hizmetini yapan, aile sirlarina da elinde olarak ya da olmayarak sahit olan bir yardimcilari yasiyordu. Portakal suyunu ictikten sonra kanallari zaplamaya devam ederken Suho'nun gozleri kapandi ve uzandigi koltukta uyuya kaldi.

Birkac saat sonra aniden uyandi. Koltukta uyumus olmanin verdigi agrilari yok etmek icin kollarini iki yana acip gerindi. Aklina gelmis olacak ki Jongdae'nin kartini almak icin yerinden kalkip cantasina uzandi. Karti buldu, ama orada baska bir sey daha vardi. Bir kravat... Kendisine ait olmayan bir kravat...  Cantanin icinde kendisine ait olmayan esyalar vardi ve bir de telefon. "Sanirim cantalari karistirdik. Arayip haber versem iyi olacak." dedi seslice. Cantadan cikan telefonu aldi. Kendi numarasini cevirdi. Telefon kapaliydi. Cantadayken sarji bitmisti muhtemelen. Jongdae'nin verdigi kartta iki adet numara vardi; ilkini cevirdi, mesgul caldi. Bu numara bu telefona ait olmaliydi. Diger numarayi cevirdi. Jongdae, iki telefon birden mi kullaniyordu, wooaa...

Cevirdigi numara ucuncu calisinda acildi. Karsidaki ses, Jongdae'nin sesine benzemeyen, biraz daha seksi bir tona sahip;

"Savory Hotel, 2004 numara." dedi.

"Oh, ok. Geliyorum hemen." diye karsilik verdi Suho, coktan yuzune kapanmis telefona. Ceketini ve arabasinin anahtarlarini alip evden hizla cikti, arabasina atlayip Myeongdong'daki Savory Hotel'e gitti.

Hotel'in kapisindan iceri girince resepsiyona gidip "2004" dedi. Resepsiyonist hemen Suho'yu 20. kata yonlendirdi.

Suho, Savory Hotel'i cok iyi biliyordu aslinda, bir cok kez burada bulunmustu; aile yemekleri, arkadas toplantilari, kacamaklar. Asansorden inip, yerler tamamen koyu mavi hali kapli, duvarda ise minik cicekli ithal duvar kagidi olan uzun koridorda agir agir numaralara bakarak yurudu. 2004'un onune gelince durdu, sag elini yumruk yapip, kibarca kapiyi iki kez yumrukladi. Kapiya dogru yaklasan adimları dinledi ve birkaç saniye sonra kapı acildi.

"Ah, merhaba. Yanlis yere geldim sanirim. Uzgunum rahatsiz ettim." Dedi Suho hemen karşısında Jongdae’ye benzemeyen adamı görünce.

"Hayir, sanmiyorum." dedi. Suho'nun karisindaki kizil dalgali sacli.

Bu nasil bir yakisiklilikti. Suho'dan biraz daha uzun, yuvarlak gozlu, kirpiklerinin uzunlugu bakislarina anlam katmis; dudaginda, dudak cizgisine paralel bir santimlik yara izi olan; buna ragmen neredeyse kusursuz yuz hatlarina sahip bir genc kapida duruyordu.

"Kim Jongdae'ye bakmistim."

"Kime?"

"Kim Jongdae?" kendini aptal gibi hissediyordu. Telefon Jongdae'nin telefonuydu. Onun verdigi numara degil miydi, kartta yaziyordu. Yanlis mi cevirdim numarayi acaba diye dusundu. Peki neden telefondaki isim, kim oldugunu sormadan bu adresi vermisti.

"Iceri gel." dedi karsisindaki muhtesem varlik. Suho, hipnoz olmus gibiydi. Iceri girmesi icin kenara cekilen gencten gozunu alamayarak odaya girdi.

"Ben sizi rahatsiz ettim, ozur dilerim." Suho, rahatsiz rahatsiz ayakta kivranirken, gencin garip davrandigini farketti. Karsisinda durmus Suho'yu ayrintili bir sekilde inceledikten sonra yaklasti.

"Biraz rahatlamalisin.” Genc, Suho'ya yaklasti. Simdi nefesi Suho'nun yanaklari ve kulaklarini okşuyordu sonra dudakları Suho’nun dudaklarıyla birleşti.

Dehsete kapilan Suho, hareket edemiyordu, karsi da koyamiyordu. Ne oldugunu bilemedigi bir guc Suho'yu gence dogru cekiyordu. Bu sirada yakisikli gencin elleri Suho'yu kesfe cikmisti bile. Suho buyulenmis gibi partnerinin hareketlerine uyum saglamaya basladi. Sanki karsisindaki kizil onu kontrol ediyordu. Icinde alevlenen arzu Suho'yu yok etmeye baslamisti bile.

Sabah gozlerini actiginda once nerede oldugunu cozmeye calisti. Pek kendi odasinin ferahligi yoktu iceride, otel odasiydi burasi. "Aaarrgghhh!!!!" yastigi kafasinin altindan cekip karsidaki duvara firlatti. Vucudunun alt bolumde inanilmaz bir aci hissediyordu. Uzun zamandir kimseyle iliskiye girmemis olmasinin sonucuydu hazin sonucuydu bu.

Otelden ayrilirken resepsiyona ugradi odeme yapmak icin; fakat odeme baskasi tarafindan yapilmisti. Kizil gencin yapmis olacagini dusundu, valenin getirdigi arabasina binip evine dogru giderken, kendini bir anda onceki gecede buldu.

Gizemli kizil sacliyla gecirdigi harika geceyi yeniden yasiyor gibiydi; ama aniden gozu karardi, kulaklari sagir edecek bir ses duydu. Panikle direksiyonu ters yone cevirdi ve bir anda durdu. Dalip gitmis, karsi seride gectiginin farkina bile varmamisti. Neyse ki herhangi bir kaza meydana gelmemisti. Nefes nefese bir sure yol kenarinda bekledi.

Zorlukla eve girdi, kendini odasina atti ve uyumaya calisti. Kizil sacli, bir an olsun gozunun onunden gitmiyordu. Gozunu her kapattiginda gordugu tek sey onun harika yuzuydu. Bir sure sonra uyuyamadigi icin yataktan kalkip bilgisararinin basina gecti. Gunluk islerini takip etmek icin maillerine bakmaya basladi. Bir yandan da gunluk haberleri takip ediyordu. "Meclis'te yine kavga.", "Avrupa'da ekonomik kriz.", "Cin'in Sanayi Imparatorlugu'nun tek varisi hala kayip.", "Havalar 10 derece daha isinacak." "Gencler icin tatil secenekleri." tum basliklari okuyup gunluk takibini bitirdi. Biraz olsun dunun etkisinden kurtuldugunu dusunurken aklina telefon geldi ve Jongdae'nin verdigi kart. Arayip dun aksamki Kizil Sacliya yeniden ulasabilirdi. Telefonu almak icin ceketine uzandi. Tipki dun oldugu gibi once ilk numarayi aradi, numara kapaliydi. Demek ki bu numara bu telefona ait değildi. Ikinci numarayi cevirdi. Numara ucuncu calisinda acildi.

"Hilton Hotel, 1401 numara." dedi. Dun aksamki ses kadar seksi bir ses; ama aynısı değildi. Ancak Suho, duyduğu heyecanın etkisiyle farklı bir insanın kendisine adresi verdiğini anlamamıştı bile.

"Peki." diyip telefonu kapatti, Suho. Kizil Sacliya sonunda ulasmis olmanin verdigi zafer sarhosluguyla dusa kostu.

Mavi bir jean ve spor bir gomlek giydi. Guzel kokulara burundu, saclarini her zamanki gibi yana taradi, arabasinin anahtarlarini ve cuzdanini alip evden cikti. 20 dk sonra Hilton'un onunde arabasini gorevlilere teslim ediyordu. Resepsiyona gecti.

"1401 numara." dedi. Resepsiyonist kati soyledi ve asansorleri isaret etti. Suho, biraz gergin; ama fazlasiyla heyecanliydi. Asansorde kendisine biraz ceki duzen verir gibi saclariyla oynadi, gomlegini duzeltti. Kollarini kivirsa mi daha iyiydi?

Asansorun kapisi acilirken sanki biriyle goz goze gelmekten korkar gibi kafasini yere egdi, Kapi tamamen acildi ve gozleri yerde koridora adim atti. Koridorda yurudu yurudu; ama 1401 numaralı oda yoktu. Sasirdi, "Gerizekali" dedi, kendi kendine. Yanlis katta inmisti. Hicbir sey olmamis gibi yeniden asansore yoneldi, bir ust kata cikti.

1401 numarali odanin kapisinin onundeydi. "huh... dejavu..." diye mirildandi. Kapiyi tiklatti ve iste yine o ayak sesleri. Yaklasan adimlarin sesi ile kalbinin sesi uyumlu bir artis halindeydi. Huzursuzca sallandi oldugu yerde. Kizil Sacli'yi gorunce ne diyecekti ki "Ah, dun aksam bir harikaydi, bu yuzden yeniden geldim; tabi bir sakincasi yoksa o arada da ismini soracagim." mi diyecekti.

Kapi acildi. Karsisinda dunku adam yoktu. Gecirdigi sokla cenesi bir kez daha yerinden cikip ayaklarinin dibine kadar indi. "Ama..." farkinda olmadan agzindan cikivermisti bu anlamsiz kelime. Bir anda kendini jet ucaginin camindan cevreye bakar gibi hissetti, tum goruntu dagilmis, her sey cizgi cizgi olmustu.

Odanin icindeydi, ne zaman girmisti ki iceri, Kendine gelmek ister gibi kafasini sallayip karsisindaki muhtesem figure bakti bir sure. Boyu digerinden daha uzun, koyu kahve dalgali sacli, oldukça esmer teniyle yeni bir kusursuz birey duruyordu. Iki gunde iki kusursuzluk fazlaydi. Kalbinin sesini karsisindaki varlik duyuyor muydu acaba? Insan olarak tanimlayamiyordu; olsa olsa baska dunyalardan gelen bir varlikti bu.

"Daha iyi hissediyor musun kendini?" dedi ses, dislerinin arasindan konusuyor gibiydi.

"Bilmiyorum, sanirim."
"Biraz uzanmak ister misin?" Suho gercekten, bir oyunun icinde oldugunu dusunmeye baslamisti, bir tv programinin aptal reality showuna kurban mı secildim acaba diye dusundu.

"Gerek yok. Ben dun..." cumlesini tamamlayamadan kendini yatakta buldu. Kahve gozlu esmer yaninda oturuyordu.

"Pek de iyi gorunmuyorsun, dinlenmelisin." dedi soguk sesiyle. Kizil sacli da cok soguk konusuyordu, cok umursamaz. Ama gecirdikleri gece... Dalip gitmisken bir anda boynunda bir nefes hissetti. "Goz acip kapayincaya kadar gececek." dedi. Suho'yu yataga itti. Elleriyle Suho'nun ellerini tutup, hareket etmesini engelledi.

"Cok masumsun oysa ki." Kahve gozlerinden şehvet akıyordu, Dolgun dudaklari Suho'nunkilerle birleştiği anda Suho iste yine o ucaktaydi; her sey hizla gozunun onunden geciyordu ve hicbir sey farkedilir degildi. Ucagin hizi sanki onu atese vermisti ve yine o arzu dalgasi tum vucudunu sarsiyordu. Midesinin bulandigini hissetti ve bir anda da hissizlesti.

Ruyasinda kendisine dogru gelen bir arabaya bakiyordu, kacmaya calismiyordu, hareket dahi etmiyordu, izliyordu sadece. Arabanin farlari gozlerini kor edecek kadar yaklastiginda bir anda uyandi. Gozunu kor eden sey aslinda odanin camindan iceri giren gunes isigiydi. Eliyle yuzune siper ederek dogrulup yatakta oturdu. Tum vucudu agriyordu.

"Hah, ne hos, ikinci kez terkedildim." diye soylendi kendi kendine. Yataktan destek alip kalkmaya calisicakken eli bir seye dokundu, bir tene. Panikle bir an donup bakti. Esmer, guzel gozlerini dikmis ona bakiyordu. Yuzundeyse hicbir ifade yoktu. Suho bu durumdan mutlu olmuştu. Sabah uyandığında yanında birini bulmamak gece ne kadar mükemmel ve zevk dolu olursa olsun biraz gurur kırıcıydı. İçinden yanındakine ne kadar minnettar kaldığını geçirdi salakça.

"Gunaydin. Iyi misin?"

"Neden iyi olmayacakmisim. Gayet iyiyim."

"Gece kendini iyi hissetmiyordun. Endiselendim." dedi ayni soguk tavirla. Oysa Suho, yuzunde hic de endiseli bir ifade gormuyordu.

"Sen kimsin? Adin ne?" aslında kızıla sormak istediği şeyleri bir anda bu esmere soruvermişti.

"Once bir dus alayım." bir anda yataktan firlayip odadan banyo yonune dogru giderek gozden kayboldu.

Suho'nun, aksam odayi incelemesi hic mumkun olmamisti. Burasi bir suit odaydi, muhtemelen kapisiz olan kisimdan oturma bolumune geciliyordu, oturma odasindan da banyoya. Kalkip uzerini giyindi. Oturma odasina zorlukla yuruyup etrafa goz atmaya basladi. Duvarlari, kral taci sekilli buyuk cicek desenleri olan kahve ve altin tonlarda duvar kagitlari kapliyordu. Odanin ortasinda ikili bir kanepe ve onunla doksan derecelik acida duran tekli koltuk vardi. Kanepenin karsisindaki duvarda buyuk bir lcd ekran tv.

Aslinda odada bir isaret ariyordu. Geceyi birlikte gecirdigi adama ait bir sey. Fakat gorunurde hicbir sey yoktu. Yeniden yatak odasina yoneldi. Belki orada bir sey bulabilirdi. Pantolonun cebinde bir sey ya da cuzdaninda. Bu yabancinin cuzdanini karistirabilecek miydi?

Neden hala dustan cikmamisti ki.

13 comments:

  1. Fanfic falan randıman almıyorum bu işlerden okuyamıcam o yüzden ama okuyacaklar için yazı karakteri ve renkler çok zorlayıcı. Ya da uzun süredir ekrana baktığımdan öyle geldi bilmiyom.

    ReplyDelete
  2. yorumlar her zaman dikkate alinir. tenk yu

    ReplyDelete
  3. kim lan o kızıl saçlı? Luhan mı? onu bunlan sefiştirirsen mahkemeye veririm seni sdjfgskjhgfshj

    ciddi yorumlarıma geçim ehem...
    Hikayen çok hızlı akıyor maşalla insan sıkılmaya vakit bulamaz.benimki gibi değil...pek fanfik okumam (hiç) ama herhalde onlarda da böyle oluyor, bilmiyom...heyecan yaptığıma göre bu iyi bişey olmalı değil mi :F

    eline sağlık karşim, öbürsü bölüme geçiyom.bu arada cahallığıma ver ama tradianen ne dimek acaba :")

    ReplyDelete
  4. hikayenin sekillenmesi icin bir iki bolum ole hizli hizli gecmek lazimdi, yani on sevismeyi biraz hizli tuttuk ki fantastik kisma gecebilelim hanim...

    herkes herkesle sevissin, dunya sevissin ekonomiye can gelsin. avukat masraflari senden mahkemeye vereceksen de. :))

    ReplyDelete
  5. Bu ilk yorum niteliğinde olduğu için genel çemkirme çizgimi belli etmeyeceğim (gerçi henüz çemkirmelik bir durum yok, ama bulurum ihtiyaç olursa) ve olabildiğince ff karakterleriyle konuşmamaya çalışacağım (şizofren bir durum farkındayım ama…).
    Yoruma “şükür Türkçe exo ff’i” şeklinde bir teşekkürle başlıyorum. Bir avuç ing. İle ff okumak nedir bilmeniz siz tabi :’((( Gerçi sayelerinde ing. Taciz ve daha ötesi faaliyetlerde baya ilerledim.
    Betim betim betimlemelerle çok sıkılırım genelde, betimlemeler çok gibi görünse de dilin sade geldi ve sanırım o yüzden rahatsız etmedi. Mekan tariflemelerinle yolumu bulabilirim sanırım. Bu iyi bir şey :) Bir de Suhoya senin gözünle bakmış oldum hımmm. Baya güzel görünüyor sanırım :)
    Bölüme gelirsek (sonunda!)
    Suho ve chen bence uygun ama bu kadar çabuk bir durum(!) olacağını sanmıyorum. Özellikle Kaiho diye direten senden Suho için beklediğim yakınlaşma başka. Şaşırta bilirsin tabi. Ama gönül ne olursa olsun kai görmek isteyince. Ff yazarları da bana karşı çaresiz kalıyor bazen (bknz: benden bıkmış ff yazarları oyuncu, kimbap)
    Son cümlede uyandırılan merak, işin adeti de HOŞLANMIYORUM işte (neyse ki hazırda bi kaç bölüm var Chen’e kapıyı açan için) Gözüm kaiden başkasını görmemiş kim o kızıl kafa diye kaldım resmen o.O “SM’den farkım yok ben de saçlarını değiştiririm çucukların” diyosan kapıyı kai açtı :P
    Bu yorumdan sonra geneli kai odaklı çemkirmeli yorum isteyip istemediğine bir karar verip dönersen ii olur hatun. Sonra pişman olmayasın. İlerleyen bölümlerde çok çirkefleşebilirim. BEN UYARDIM ;)

    ReplyDelete
    Replies
    1. yorumu direk onaylamis olmama ragmen cevap vermemis olmami esekligime ver hanim. bir anda ff nin cok sevilmesinin verdigi rehavete kapilip gittim. ama simdi gel gordu hali hazirda 5 bolum okudun ve neyin ne olacagini kafaya biraz oturtmaya baslamissindir diye dusunuyorum. AMA sakin ha kafanizdaki o couplelara baglanarak bunu okumayiniz cunku gercekten oyle degil...
      sen bana kai konusunda istedigin kadar cemkirebilin, sir senin icin bir bolumu 4000 kelime yazip o 4000 kelimeyi de kai yapacam (orn:kaikaikaikaikaikaikaikaikaikaikaikai)


      boyle durust yorumlari cok seviyore ve ilerleyen yorumlarda pardon cemkirmelerinde basarilarinin devamini diliyorum....

      Delete
  6. Hyung bak okuycam dedim okudum yaa:) yazı dilin çok rahat okunuyor bunu sevdim. Hikaye de akıp gidiyo gerçekten :) ellerine sağlık.. kızıl saçlının kim olduğunu merak ettiğim için hemen yeni bölüme geçiyorum orda görüşürüz yine^^

    ReplyDelete
  7. Güzel bir ilk bölümdü hanım, sonunda geldim ve okuyorum^^
    Dilini sevdim, sadece renk benim de gözümü yordu belki de gözüm zaten yorulmuştu bilmiyorum^^; Bir şekil eleştirisi daha yapicim, paragraf aralarında boşluk bırakırsan daha hoş olur gibi. Tabi bu benim tercihim tamamen, belki başkaları böyle daha rahat okuyordur^^
    Şekli eleştirdim ama o zaten çok mühim deel, dilini sevdim hikayenin, kolayca okutuyor. Bölümleri sık verdiğin için de kısalığına kızmıcam:P Tabi olay örgüsü ve karakterler hakkında konuşmak için henüz erken, belki yayınlanmış bölümleri okumayı bitirince daha kapsamlı bir yorum yaparım.
    Bence foto koyman da hoş olabilir, tabi benim gibi hunharca her paragraf arasına koymana gerek yok:P Ama o bölümde ağırlıklı olarak görüneceklerin bi fotosunu iliştirmen EXOyu pek tanımadan okuyanlar için de hoş olabilir, hem tanıyanın da gözünde canlandırmasını kolaylaştırır. Tabi bunlar üsttekiler gibi tamamen benim tercihlerim, o yüzden bu şekilde de kalsa ölmeyiz:P
    Hanımşi çok bile konuştum, ben hemen ikinci bölüme koşuyom bakam kızılımız Kai mi, Lulu mu, Baek mi? Kim lan bu kızılaşsldkjf

    ReplyDelete
    Replies
    1. olim renk yine mi olmadi yaaa.... yazi tipi olmadiydi VERDANA ya dustum yaa VERDANA ne demek biliyon mu sen.... bir de beyaz olursa renk... aglarim :)
      hanim onemli zaman ayrimlari olmadikca satir atllayinca kopukluk olusuyo gibi geliyo, bir de ole dolu dolu duruyo diye yaptim ama, one shot in birinde bu dedigini deneyem bakam, olursa ole devam ederim.

      foto koymakta ilerki bolumlerde basladi, zira kisilerin tam olarak ortaya cikmasi gerekiyordu once.

      niyse renklere bir duzen cekek senlen fikri ver. gozune eline saglik. bana bole yorumlarla gel. :)

      Delete
  8. Başlangıç için oldukça çekici bir bölüm Suho ile samimi bir şekilde havuzda karşılıklı kadeh tokuşturup serinledim. Kimbap kıza katılarak boşluk bırakarak biraz daha estetik kılabilirsin hikayeyi.

    Ateşli çocuğumuz yalnızlıktan nasıl şikayetçiyse hemen uzatıverdi kartını (: aile sırları ve bunu muhtemelen bilen yardımcı kadın neden kaldırmadın lan çocuğu bak tutuldu boynu sırtı yazzııık ^^ Neyse bir çiğneyen bulunur nasıl olsa o aristokrat sırtı nsdjkladnsjksblkş

    Ülkenin 3 5 zengininin çocuğu ol halkın içinde işenmiş havuza gir hiç yakışmadı Suhocan bak sonra şunla da benim kankalar diyene inanıyon adam yanlarına bile uğramadan sıvıştı aradan. Ya hapına içki atsaydı bebe :'')


    Neyse gidiyorum şimdilik :*

    ReplyDelete
    Replies
    1. taaaam taaaammm ayiriyorum.... hikayeme iteledikce itelediniz... :))))

      Delete
  9. Ben de yeni başladım hikayene Oh Yoon Joo okurdaşım sağolsun ^^

    Güzel bir başlangıç olmuş sevdim ;) Sıkılmadan okutuyor kendini ellerine sağlık ^^

    Ben pek yorum YAPAMAMAMLA bilinirim o yüzden şimdiden kusura bakma ama elimden geldiğince yapmaya çalışcam ^^

    Exoyu yeni tanımaya başladığım için üyeler hala fena karışıyor o yuzden arada foto koyabilirsen cidden çok mutlu olurum ^^;;

    Bakalım o yakışıklı kızıl kimmiş? :D

    Ellerine sağlık :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. ehehe tesekkur ederim, oh yoon joo hanimina da sana da.

      foto koymaya sanirim 5. bolumde baslamistim ama ilk 4 bolum icin hala dusunmuyorum. merakla okunsun pek cozulemesin kisiler diye dusunmustum cunku. :)

      Delete